Muharrem Karanfilci yazdı…
Türkiye’de evvelki hafta, sporun lokomotifi olan futbola, milli maç haftası nedeniyle ara verilmişti. Geçen hafta sonu da ligler tekrar başladı. Kendimizce, geçen iki haftayı, milli maç haftası olarak adlandırdık.
Milli maç haftasına girerken, “Filenin Sultanları”, Kadın Voleybol Milli Takımımızın “Dünya Kupası” müsabakaları devam ediyordu. Atatürk’ün kızları, diğer milletlerin kızlarına, büyük bir üstünlük kurarak, finale kadar gelmeyi başardılar. Kadrolarında, her ne kadar devşirme voleybolcular olduğunu belirterek, başarılarına gölge düşürülmeye çalışılsa da olayın bütünlüğüne bakmak gerekir. Hemen hemen her milli takımda, buna benzer oyuncular bulunmaktadır. Önemli olan, bütün olarak ülkemizi başarıyla temsil edebilmektedir. Diğer milli takımlar bunu yaparken, ihtiyaç olan bölgelere, buna benzer oyuncuların yer verilmesi ve başarı sağlanması, uluslararası rekabet açısından önem taşımaktır.
Elbette her önümüze gelen sporcuları devşirmek, günü kurtarmak adına, politika haline getirmek, ne kadar yanlış uygulamaysa, ihtiyaç halinde para gözetmeksizin, bunu yapmak da marifettir. Kaldı ki; kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan, vatansever olduğunu iddia eden hainlerle ülke; ağzına kadar dolup, taşmıştır. Temizliğe, eleştiriye başlanacaksa; ülkeyi talan eden, kaynaklarının üzerine çöreklenen, bebeklerini katleden, ormanlarını ateşe veren, polisini ve askerini şehit eden nice insanlar var. Buradan başlayın işe…
En çok da kızlarımızı bu kesim eleştiriyor. Şimdi Hz. Mevlana’yı yeri gelmişken, “Bir lafa bakarım laf mı diye? Bir de lafı söyleyene bakarım, adam mı diye?”, sözüyle anmak gerekmez mi? Sonuç olarak, gelinen nokta itibari ile bu ülkeye fayda sağlayacak, çakılacak bir çivi bile kıymetlidir artık…
O arada, Türk Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası Eleme maçlarına başladı. İlk maçını Gürcistan ile deplasmanda oynadı ve 3-2 kazanmayı başardı. Abartılı bir şekilde kutlamalar başladı. Ülke gündemi değişti. Ülkenin bu kadar kaos arasında, buna ihtiyacı da yok değildi. Ancak, “ilkokul mezunu”, “büyük vizyoner”, Futbol Federasyonu Başkanı, İbrahim Hacıosmanoğlu ile “Spora Bakan” Osman Aşkın Bak ile kameralar karşına geçip; Teknik Direktörümüz İtalyan Montella’yı, “söyledim, Montelleya vatandaşlık vereceğiz”, sözleri abesle iştigal değil mi? İşte bütün vizyon bu… Orada bulunan spikerler de yine işini yapmayarak, biraz da korkudan “Neden? Niçin? Montella bu işe ne diyor? Buna gerek var mı?” gibi soruları sormayarak, bizi şaşırtmadılar.
İkinci maçta ise, top göremediğimiz maçta, hem de Konya’da, İspanya’ya 6-0 yenildik. Şimdi Federasyon Başkanı’na soruyorum. Montella’yı hala vatandaşlığa alacak mısınız? Yoksa Gürcistan maçında vatandaşlığa aldığınız Montella’yı, Konya’da vatandaşlıktan mı çıkaracak mısınız? Ya da vatandaşlıktan çıkarmadıysanız Montella’yı, Konya kütüğüne, 6 ve 0 rakamlarından oluşan, bir kimlik numarası ile kayıt mı yapacaksınız? Ne yapacaksınız Sayın Başkan? Vizyon bu mudur?
Vatandaşlık verme ya da vatandaşlıktan çıkarma, bu kadar kolay dile getirilir mi? Ama siz de haklısınız. Ülke yolgeçen hanına dönmüşken, elini kolunu sallaya sallaya, her türden insan kolayca sınırları aşarken, her önümüze gelene, vatandaşlık satılırken, Montella’dan ne olacak…
“Haçan! Bir ara da şu diplomayı da düzelt daa”… Hazır herkes birbirine diploma dağıtırken, üç beş diploma al koy bir kenara… Bakarsın ilerde siyaset filan da olur. Lazım olur. Bak çevrende, “Doktor.”,”Profesör.” unvanlarıyla gezen bir sürü insan var. Nasıl yapıldığını bilmeleri muhtemel…
Eş zamanlı olarak, Erkek Milli Basketbol Takımımız da Avrupa Şampiyonası oynuyordu. Turnuvanın favorilerinden Sırbistan’ı grup maçında, Sırpsındığı Savaşı’nda olduğu gibi yenerek hedef büyüttük. Turnuvanın başında Koç Ergin Ataman’ın, madalya hedefi motivasyon kaynağı gibi gözükse de madalya hedefine inanç, bu maçtan sonra gerçeklik kazanmaya başladı.
Dünya basketbolunun en acar ekiplerinden Yunanistan’ı, yarı finalde, mükemmele yakın bir oyun ve açık farkla yenmemiz, herhalde Kurtuluş Savaşı’ında denize döküldükten sonraki, en büyük travmaları olmuştur, diye düşünüyorum. Yunanistan’ı 94-68 ile geçtik.
Finalde bizi, Almanlar bekliyordu. Müsabakanın başında, takım maça hazır gözüküyordu. Maç boyunca bir biz öne geçtik, bir Almanlar… Müsabakayı kazanmamız için yüksek yüzdeyle oynayan Almanları, 80 sayının altında tutmak, Alperen Şengün, Cedi Osman ve Larkin üçlüsünün arasına, eş değer katkı verecek bir oyuncuya ihtiyaç vardı. Yunanistan maçında, hem savunmada hem de hücumda, bunu Ercan Osmani verebilmişti. Yine en yakın ihtimal Ercan Osmani gibi gözüküyordu. Ancak bu maçta beklenen katkı gelmedi. Buna rağmen müsabakanın son 18 saniyesine, 3 sayı farkla yenik girdik. Fark sadece tek toptu. Maçı uzatmaya götürebilme ve hatta kazanma şansımız hala devam ediyordu. Bu sürede yapılacak şey Cedi Osman ya da Larkin üzerinden bir üçlük denemesi yapmak, olumsuz ihtimalde de pivot Alperen Şengün ile ribaunt kovalamaktı. Böyle olmadı. Top Alperen Şengün’e geldi. O da kaldırdı, attı. Girmedi. Bu hücumdan önce, mola hakkımız vardı ve biz mola aldık. Son hücumun nasıl çizildiğini, gerçekten merak ediyorum.
Almanlar kazandı. Biz ikinci olduk. Birinci Dünya Savaşı’ında söylenildiği ve hicvedildiği gibi, “Birinci Dünya Savaşı’nı, Almanlar kaybettiği için, biz de kaybetmiş sayıldık ya, işte yine Almanlar maçı kazandığı için biz de kazanmış olmuyoruz. Tecrübe, burada ağırlık kazandı. Maçın sonunu daha özenli ve planlı oynamamız gerekiyordu. Elbette bu, başarıya gölge düşürmez. Çocuklar büyük iş başardı. Ama maçın sonunu biraz daha iyi oynasak, şampiyonluk gelir miydi?
Dolu dolu, spor haftalarını geride bıraktık. Elbette boksör kızlarımızı unutmadım. Dünya Boks Şampiyonası’nda, Buse Naz Çakıroğlu ve Büşra Işıldar gümüş madalya alırken, Şeyma Düztaş bronz madalyada kaldı.
Tüm sporcularımıza, ülkemize ve spora verdiği katkılardan dolayı, sonsuz teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık… Aşağı yukarı bu sporcularımızın hepsi aynı yaştalar… Akranlar. Eşitler. Bu ülkenin çocukları ve bu ülkeye hizmet ediyorlar. Futbolcular kazanıp, yere göğe sığdıramazken, yenildiğinde yerden yere vurmayalım. Eleştirelim tabi ki… Ama hakaret etmeyelim. Basketbolcular, Avrupa ikincisi olunca sevinelim elbette, havaalanında da karşılayalım. Elbette sonuna kadar hak ettiler. Ama Dünya Şampiyonası ikincisi, sürekli ekonomi sınıfında uçan, “Filenin Sultanları”, Kadın Voleybol Milli Takımı’nın kutlamalarını da iptal etmeyelim.