Murat Bölükbaşı yazdı…
Geçtiğimiz gün X odasında katılımcılardan biri kendini tanımlarken, ‘’Ben Kemalist değilim; Atatürkçüyüm’’ diye kurduğu cümlenin ortasına noktalı virgül koyduğunda, ben, havada uçan bu cümlenin sonuna ünlem ve soru işaretini çoktan koymuştum. Bunu birileri zaman zaman servis ediyor ve bu söylem benim kulağımı tırmalıyordu. Kemalizm neydi ki..! Bir Türk vatandaşı kendine Kemalist demekten rahatsızlık duymuş ve üstüne basa basa kendini ‘’ben Atatürkçüyüm’’ diye tanımlamıştı.
Oysa ki, Kemalizm; ‘’Ya istiklal ya ölüm’’ diyerek Türk milletine diriliş ve mücadele ruhunu üflemek, ezilen sömürge milletlere bağımsızlık, özgürlük umudu ve ümidi vermek demekti. Kemalizm; Devletle halkı bir araya getiren karma ekonomi modeliyle mucizevi bir büyüme hikayesi gerçekleştirmekti. Kuruluşunda, daha 10 sene geçmeden denizaltı, uçak yapıp satan, fabrikalar kuran, Ankara’nın çorak topraklarında mümkün olmayanı mümkün kılıp bir tarım devrimi gerçekleştirebilmekti.
Osmanlı’da nüfusta sayılmayan kadını saymak, ona seçme ve seçilme hakkını tanımak, ırgat, köle, cariye olan kadından bir hakim, avukat, doktor, mühendis, sanatçı, siyasetçi üretmek, her şeyden öte uygar ve güçlü insanı inşa etmek demekti. Tevhidi Tedrisat Kanunuyla cemaat ve tarikatların kapısına kilit vurup, çağdaş eğitimin önünü açan büyük bir vizyon demekti.
Kemalizm; sadece sarığı, fesi atıp şapka giymek demek değildi; o şapkayı eline alıp, karşısındakini nazikçe ve vakur bir eda ile selamlayabilmek demekti. Kemalizm; Saltanatı kaldırıp, ‘’Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’’ diyen, hilafeti kaldırıp halkı kul olmaktan birey olmaya yükselten, laiklik ilkesiyle din ve inanç özgürlüğünü devlet güvencesine alan, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran cesur ve vizyoner bir önderlikti.
Kemalizm; köyünden çarıksız çulsuz gelen çocuğu nakış gibi işleyerek, bir öğretmen, doktor, hemşire, eğitimli bir çiftçi, zanaatkar, yazar, mühendis, devlet adamı olarak köyüne gönderen mucizevi bir varoluş hikayesiydi. Kemalizm; ‘’Yurtta barış dünyada barıştı.’’ Kemalizm; Türkiye Cumhuriyeti’nin inşasında başta milliyetçilik olmak üzere cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık ilkeleri ve Türk milletinin yüksek karakteri, çalışkanlığı, ahlakı ve inancıyla sağlam temeller üzerine oturmuş ve dünyanın takdirini kazanmış, dostu sevindirmiş, düşmanı kıskandırmış, 10 Kasım 1938 den bu yana yapılan iç ve dış tüm saldırılara ve kuşatmaya direnebilmiş dünyadaki tek örnekti.
Önceki gün AKP Genel Merkezi’ne yürüyen ve hilafet sloganı atan laik cumhuriyet düşmanlarına karşı tek direnç noktamız ve savunma hattımız Kemalizmdir. Bunu en iyi bilmesi gereken kurum ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kemalist programların doğum ve sunum iradesi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin başkanlık ve yönetimi, sözde değil özde bir kararlılık ve harekatla cumhuriyet cephesini tahkim etmek zorundadır.
Ancak Özgür Özel, ‘’Burası baba evidir. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür’’ ‘’Türkiye’nin bütün demokratlarının, sosyal demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, liberal demokratların, Kürt demokratların, sosyalist demokratların birleştiği yerdir baba evi’’ diyerek herkesi baba evine davet etti. Bir tek kimi davet etmedi biliyor musunuz? Mustafa Kemal’in has evlatları olan Kemalistleri davet etmedi.
Tabii ki şaşırmadık, artık hiç bir şeye şaşırmıyoruz. Gandi Kemal’le birlikte CHP’de bütün Kemalist kadrolar tasfiye edildi. Üye kategorisinde olanlar da, Ekmeleddin faciasından sonra CHP’den bir bir ayrılmaya başladı.
CHP’nin son 15 yılı bu partiye canıyla kanıyla bağlı olanlar için büyük bir hayal kırıklığıydı. Maalesef bu hayal kırıklıklarına bir yenisi daha eklendi. CHP Parti sözcüsü Deniz Yücel: Büyük bir pişkinlikle, ‘’CHP olarak kendi önerdiğimiz komisyona girmeyecek halimiz yok. Elbette gireceğiz’’ dedi.
Ben hiç şaşırmadım. Bu köşemden devalarca yazdım. Yazılarımda YCHP’nin Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti olmadığını, emperyal bir kuşatma içinde olduğunu, ülkeyi kurtarmak istiyorsak önce CHP’yi kurtarmamız gerektiğini defalarca dile getirdim.
Bizim anlatamadıklarımızı yeri ve zamanı gelince hayat anlatıyor maalesef.
Bugün, ‘’Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyor ve hissediyorsanız bu kafidir’’ diyerek Kemalizmi bizlere emanet eden Başkomutanım! Yattığınız Anıtkabir’de rahat uyuyun. Emanetinizi dahili ve harici düşmanlara karşı canımız pahasına koruyacağız. Hatta YCHP’den bile..!