Ahmet Müfit yazdı
ORC Araştırma Şirketi tarafından kamuoyuyla paylaşılan son seçim anketinin sonuçlarına göre; AKP yüzde 27,7, CHP yüzde 23,8 İP ise yüzde 20,6 oy alıyormuş. 24 Haziran 2018 seçim sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak bakıldığında göze çarpan en önemli sonuç ise o seçimlerde, CHP desteğiyle yüzde 10 oy alan İP’nin oylarını iki katından fazla artırmış olduğu. Millet İttifakı ve 6+ Masasının kazananının İP olduğu, CHP az da olsa oyunu artırırken, AKP, MHP ve HDP’nin ciddi oranda oy kaybettiği. 2018 seçimlerinde AKP safında yer alan Davutoğlu ve Babacan’ın partilerinin oy oranının toplamda yüzde 4’e ulaştığı.
Özellikle 6+ Masası partilerine yansıması açısından oldukça büyük bir dengesizliğe işaret eden bu sonuçlar, masaya yakın medya tarafından AKP’nin oy kaybı öne çıkarılarak verilirken, iktidara yakın medya, “böyle giderse CHP Ana Muhalefet Partisi konumunu kaybedecek diyerek, İP’nin oy oranındaki artışa dikkat çekti.
AKP’nin yüzde 46,58, CHP’nin yüzde 25,98 oy aldığı 2011 seçimlerinden itibaren bakıldığında, 2011 ve 2022 Haziran ayları arasında AKP ve MHP’nin kaybettiği görülen yaklaşık yüzde 25 oyun, neredeyse tamamının, 2011 sonrası kurulan Akşener, Davutoğlu ve Babacan’ın partilerine yöneldiği görülüyor. Bu açıdan bakıldığında 6+ Masasının kazananının başta İP olmak üzere, Babacan ve Davutoğlu olduğu, bu partilerin masaya koydukları ile -eğer anket sonuçları doğruyu gösteriyorsa- aldıkları arasında, CHP aleyhine ciddi bir dengesizlik olduğunu söylemek de mümkün.
| Partiler | 2011 | 2018 | 2022 |
| AKP | 46,58 | 42,49 | 27,7 |
| MHP | 14,27 | 11,13 | 7,1 |
| CHP | 25,98 | 22,67 | 23,8 |
| İP | – | 10 | 20,6 |
| BDP-HDP | 6,57 | 11,62 | 7,5 |
Not: HDP’nin 2011 versiyonu BDP, 2011 yılında seçimlere bağımsız listelerle katıldı.
Bu yazıda tartışmak istediğim konu, 6+ Masası eksenli politikanın, masayı oluşturan partilerin oy oranlarında neden olduğu ve yukarıda sizlerle paylaştığım tabloya da açık şekilde yansıyan ancak her nedense CHP içerisinde herhangi bir yankı ya da tepki doğurmayan bu dengesiz etki ve bu dengesiz etkinin neyin/nelerin sonucu olduğu.
Sorunun yanıtı için öncelikle bakılması yer partilerin yönetim ve söylemleri.
Masanın kazananı İP açısından bakıldığında, kazanıyor olmasının temel nedeninin, İttihat ve Terakki Partisinin karşısında yer alan “liberal” görüşlü, Hürriyet ve İtilaf çizgisinin devamı olarak, Atatürk’ün, laiklik ve ekonomik bağımsızlık başta olmak üzere kurucu devrimlerin siyasi sahipliliğini yapması amacıyla kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin devrimci çizgisine karşı olarak kurulan Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, DYP ve hepsinin son noktası olarak 2002 AKP’si çizgisini -2002 AKP çizgisini temsilen” masaya” davet edilen Davutoğlu ve Babacan’la birlikte- yani NATO’ya ve küresel finans sistemine tam bağımlılığı öngören siyasi mirası ve bu mirası temsil eden yerel siyasi geleneği/güçleri sahipleniyor olması. Olaya bu şekilde bakınca, İP yöneticilerince yapılan ve CHP’li seçmenin tepkisini çeken, özellikle laiklik karşıtı söylem ve davranışlarının nedeni, bu mesajlarla kimlere mesaj verildiği de daha iyi anlaşılıyor.
Masanın asli kaybedeni yani CHP açısından bakıldığında ise durum tam tersi. Değiştik hatta en çok biz değiştik, biz artık “katı laiklikten” vazgeçip, “özgürlükçü laik” olduk, artık ne gemi azıya almış tarikatlara ne de laiklik karşıtı mevzuat ve uygulamalara ses çıkarmıyoruz diyerek kendisini varlığını inkar eden bu tutumuyla geleneksel tabanını küstüren bir CHP gerçeği ile karşı karşıyayız. Bir yandan tam bağımsızlık için canlarını veren Deniz Gezmiş’leri anıp, diğer taraftan “ulusal egemenliği” savunmayı dahi, “otoriter popülizm” olarak niteleyen, Genel Başkan Başdanışmanının ağzından, dış politikada koşulsuz NATO’cu çizgiyi savunan derin ve güven vermeyen bu çelişkili tutum, siyasette ilkeli davranış görmeyi bekleyen yeni ve genç seçmenler kazanılamıyor olmasının da en önemli nedenini oluşturuyor.
Özetle, deve mi yoksa kuş mu olduğuna karar verememiş ya da açıkça söylemekten kaçınan, bir yandan neoliberalizme karşıyım derken, öte yandan neoliberal küreselleşmeci dünya düzeninin en önemli ekonomik ve siyasi tahakküm aracı “bağımsız merkez bankası” ve “bağımsız düzenleyici/denetleyici kurullar” düzenini savunan ikircikli tutum, doğal olarak güven vermiyor.
Sonuç olarak, NATO’cu, ekonomik bağımlılığı, yerel yönetimleri güçlendirmek adı altında Prens Sabahattin çizgisini savunan, yani geçmişini inkar etmeyip tam tersine geçmişine sahip çıkan İP kazanırken, tarihsel olarak kendisini bu çizgi karşısında konumlandıran, bu sayede onca badireye ve baskıya karşın varlığını sürdürmeyi başaran CHP, kendi geçmişini özür dilenip, helalleşmeyi gerektirecek bir şey olarak görüp, inkar eden çizgi kaybediyor.