Ahmet Müfit yazdı…
Kurulduğu günden bu yana, dün dediğinin, ertesi gün tersini söyleme konusunda sınır tanımayan ve maalesef bunu topluma yutturma konusunda da epeyce mahir olan AKP yönetimi, daha henüz üzerinden bir yıl geçmiş yerel seçimler öncesinde HDP/DEM-PKK ilişkisi ile ilgili söylediklerinin tam tersini söylemekte bir beis görmüyor.
Şüphesiz ki, AKP’nin, bu denli “özgürce” fikir/yön değiştirebiliyor olmasının en önemli nedeni, kurulduğu günden bu yana -3 Mart 2003 Irak tezkeresi sonrası yedi yılı kısmen dışarıda tutmak gerekiyor- karşısında, başta ekonomik ve siyasi bağımsızlık, laiklik ve üniter devlet olmak üzere, Cumhuriyet değerlerini savunan bir muhalefetin olmaması. Bu noktada, toplumun da, AKP’nin ilk on yılında dışarıdan gelen borç parayla yaşatılan ödünç refahın sonucu olarak, bu dönüşleri “yutma”, hazmetme, normal karşılama konusunda oldukça “istekli” hale getirilmiş olduğunu da ilave edelim.
Neyse, AKP’nin ya da, AKP dönemine damga vuran politikalar/uygulamalar konusunda ondan farklı olmayan CHP dâhil diğer partilerin yaptıkları, halen yapmakta oldukları “dönüşleri”, bu gün söylediklerinin yarın tam tersini söyleyebilme “yeteneklerini” bir yana bırakıp, başta da söylediğim gibi, AKP’nin MHP ve Dem’le bir araya gelerek -DEM’e göre, AKP, MHP ile değil Devletle bir araya gelmişler-, “Terörsüz Türkiye” amaçlı olarak yapmaya çalıştıkları şeyin gerçekte ne olduğunu anlamaya çalışalım.
Halihazırdaki AKP yöneticilerinden Mücahit Birinci, eski AKP milletvekili Metin Metiner, Ahmet Hamdi Çamlı, halen görevde olan rektörler, bürokratlar ve benzerlerinin söyledikleri şeyin ortak yanı, “Anadolu’ya sıkışmamıza” neden olduğunu söyledikleri, 1923’de kurulan, nitelikleri Altı Ok’la ifade edilen ve ideolojik çizgisi Kemalizm olarak tanımlanan Cumhuriyetin ortadan kaldırılıp, Osmanlının yeniden diriltilmesi noktasına gelinmiş olduğu. Mücahit Birinci’nin “Peki ama kim genişleşmeden, büyümeden, güçlenmeden rahatsız olur? Ülkenin nüfuzunu arttırması kimi rahatsız eder? Anadolu’ya sıkışmış, tıkılmış, hapsedilmiş Türkiye’deki bu ısrarları neden? 22 milyon km2’lik Osmanlı kötü de 780bin km2’lik Türkiye neden iyi? Düşünün…” şeklindeki, hedefinde doğrudan 1923’de kurulmuş Cumhuriyet olan çıkışlar açısından bakıldığında dahi, yeni ve şaşırtıcı bir şey olduğu kanısında değilim. Demem o ki, AKP gündemini, hedefini, varmak istediği noktayı hiç saklamadı, bizler görmezden geldik ya da görmezden gelmek, küçük-büyük çıkarlar uğruna işimize geldi, su akarken biz de birazcık testimizi doldursak ne olur demekte bir yanlış görmedik.
Aynı ya da benzer fikirlerin, eş zamanlı olarak, foncu Medyascop’un ”solcu yazarı” Taner Akçam, “Barış için yüreğimizi ortaya koyduk. Herkesin bir derdi var, bizim derdimiz de barıştır… Bugün silahların bırakılması hem Türkiye hem de bölgedeki barış için tarihi bir adımdır.” dedikten hemen sonra, hakkındaki terör suçlamasından alınmış tutukluluk kararı kaldırılan, CHP’nin, HDP/DEM desteğiyle İstanbul/Esenyurt Belediye Başkanı yaptığı Ahmet Özer ve benzer şeyleri geçmişte özellikle kumpas ve açılım günlerinde de savunan Şirin Payzın, Nevşin Mengü vb. Aydın Doğan medyası eskisi gazeteciler dahil, pek çok kişi tarafından ifade ediliyor olmasında da şaşırtıcı bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Bu konuda, çokça yazan biri olarak, aynı, ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Barrack’ın, başta aktardığım “yerlilerle” aynı doğrultuda, “bırakın Cumhuriyeti, yeniden Osmanlı gibi olun” anlamına gelecek şekilde konuşabilmesinde, RAND Corporation ve benzeri düşünce kuruluşu isimli ajan yapılarca, Türkiye’nin, Irak Suriye, Mısır, Ürdün ve Lübnan’la bir araya gelerek Levant Birliğini oluşturması, ulus devletten vazgeçip, sınırları kaldırması önerisi yapabiliyor olmalarında da şaşıracak bir yan bulmadığımı söyleyebilirim.
Tıpkı, mevcut Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin, açılım sürecinin parçası olma çabasına, Cumhuriyeti kuran parti kisvesiyle –bu kisve, CHP yöneticileri açısından, artık ideolojik bir referans niteliği taşımıyor olsa da, kullanışlı bir maske olarak yaygın şekilde kullanılıyor- Öcalan’ın, HDP/DEM’in sözleriyle yani “barış ve demokrasi” havucuyla süreci meşrulaştırma yönündeki büyük “istekliliğine” şaşırmadığım gibi. Hele ki, Genel Başkanları açılıma destek için pazarlık şartını da açıklamışken.
Siz güçsüzseniz, Lord Curzon’un dediği gibi başkasının parasına muhtaç hale düşürülmüş, düşmesine göz yummuşsanız, bundan daha doğal bir sonuç olamayacağını da bilirsiniz.
Sonuç olarak, CHP’nin, özellikle laiklik olmak üzere cumhuriyetin nitelikleri konusunda hassasiyeti yüksek kesimleri, MHP’nin “milliyetçi” kesimleri konsolide/meşgul edip/edebilip sessizleştireceği/tepkisizleştireceği varsayımıyla sahneye konulan, her ne kadar “yerli” olduğu söylense de, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde dışarıdan destekçisi de çok olan, 19 Mayıs 1919 öncesi günleri hatırlatan bir senaryo ile karşı karşıyayız. Üzerinde yıllardır konuşulan ama konuşanların paranoyak denilerek susturulmaya çalışıldığı, kedidir kedi denilerek görmezden gelinen günler, maalesef gelmiş durumda.
Her şeyin altüst olduğu, düne kadar doğru olanın bir anda yanlış ilan edildiği, mantığın yerini dogmaların aldığı, sürrealizmin doruğu sayılabilecek bu günlerde, beni, tıpkı yukarıda saydığım örneklere benzer şekilde, aslında şaşırtmaması gerekirken şaşırtan konunun, lafa gelince Atatürkçü ve Cumhuriyetin olmazsa olmaz niteliklerinin yılmaz savunucusu görünen/olan CHP’nin seçmen ve üye tabanının, Parti Yöneticilerinin ve “Cumhurbaşkanı Adayı ilan ettikleri İmamoğlu ve çevresinin aleni açılım yanlısı tavırlarını, görmezden gelen, şu ya da bu gerekçeyle aldanmayı seçen tavırları olduğunu da söyleyip, bitireyim.
https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/akp-li-mucahit-birinci-erdogan-in-konusmasina-manifesto-dedi-turkiye-imparatorlugu-fikri-kemalistleri-neden-cildirtiyor-2417580
https://www.haberturk.com/ahmet-ozer-baris-huzuru-da-refahi-da-getirir-3806941
https://durumgazetesi.com.tr/ahmet-ozerden-silah-birakma-aciklamasi
çok haklısınız. insana saçını başını yolduran, son cümlede sözünü ettiğiniz şahısların Atatürk ile, cumhuriyet ile, kurucu ilkeler ile hiç bir bağı olmamasına karşın …… tabanın sosyal, medyada mitinglerde, orada burada mesela imamoğlu denen zatın Atatürkçü olduğundan söz edip durması, bizlere bu şahsı Atatürkçü diye iteklemeye çalışması vs.
AKP nin koyunu var da, CHP nin koyunu yok mu? Çoook.
Çoğunun Atatürk rozeti ve fotoğrafı asmaktan öte Mustafa Kemal’den anladığı bir şey de yok.
Yıllarca Atatürk düşmanlarını partiye dolduran Kılıçdaroğluna oy verdiler.
Ekmelettine oy verdiler, Ekmelettine.
İzmir’de Atatürk’ü Hitlere benzeten süzmeye oy verdiler.
CHP seçmenini fazla abartmayın Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlama konusunda.
Yine çok güzel yazmışsınız. Kaleminize sağlık. Gidişattan çok endişeli ve üzgünüm. Toplumun duyarsızlığı ayrıca kahrediyor.
İyiki varsınız