Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Borç para ile ödünç refah yaşamak

Borç para ile ödünç refah yaşamak

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Bloomberght’de yer alan “Reel kesimin döviz açığında tarihi artış” başlıklı haber, ekonomik bağımlılık açısından gelinen nokta da bu hatırlatmayı/uyarıyı bir kez daha tekrar etmeyi (siyasiler ve halkın büyük çoğunluğu aldırmasa ya da aldırmıyor görünse de) en azından benim için zorunlu kıldı.

Söz konusu habere göre, Reel kesimin net döviz pozisyonunda Mayıs ayında bir önceki aya göre 14,499 milyar dolarlık artış görülürken, Nisan 2024 verilerine göre varlıklar 4,1 milyar dolar azalmış, yükümlülükler ise 10,498 milyar dolar artmış, reel kesimin net döviz pozisyonu açığı 115 milyar 170 milyon dolar olarak gerçekleşmiş durumda.

Borçlardaki hele ki döviz cinsi borçlardaki, Mehmet Şimşek politikaları destekli vahim artış trendi, yalnızca özel sektörün reel kesimiyle de sınırlı değil. Merkezi ve yerel yönetimleriyle kamu, özeliyle, kamusuyla finans kesimi tam anlamıyla borca batmış durumda.

Aşağıda sizlerle paylaştığım, 1990 ile günümüz arası kamu ve özel sektör borçlarındaki gelişmeyi gösteren tablo, genel olarak dış borçlardaki artış açısından bakıldığında, Özal’la başlayıp, AKP döneminin tamamı dahil günümüze kadar iktidar ya da iktidar ortağı olan tüm partilerce aynen ve kesintisiz olarak uygulanan serbest piyasacı, dış kaynakla yani dış borçla büyümeye, kamu işletmelerinin tasfiyesine (özelleştirmeye) ve ihracata dayalı ekonomi politikalarının en önemli sonucunun, dış borçlardaki döviz cinsinden on kata yaklaşan artış olduğunu net olarak ortaya koyuyor. 1990 yılı sonunda 52,381 milyar ABD Doları olan dış borç 2024’ün birinci çeyreği sonunda 506,823 ABD Dolarına ulaşmış, dış kaynakla büyüme hedefi gerçekleşmiş durumda. Dışarıdan aldığı borcu, araba ithalatına, beton ve asfalta yatıran, üretimi, finansı yabancı sermayeli şirketlerin kar etme yerine çeviren, bu şekilde üretme bilgi ve kapasitesini de yok eden bir “büyümeden” ya da çılgınlık halinden bahsediyorum aslında.

Tablonun gözümüze soktuğu bir diğer gerçek, Mehmet Şimşek kılavuzluğunda 13 ay önce girilen dönemde, borçlanma tablosunda yaşanan gelişmelerin, durumu daha da vahim hale getirdiği. Son bir yılda kısa vadeli (bir yıldan az vadeli) borçlar hem miktar hem oran olarak büyük bir hızla artmış durumda.

Tablonun ortaya koyduğu gerçekler bunlarla da sınırlı değil. Belki de en önemlisi, ülke ekonomisinin, bir mafya babasının “mermi manyağı” tanımlamasını hatırlatır şekilde dış borç bağımlısı yani “borç manyağı” haline getirildiğini, dış borç faizlerinin, piyasacı ağzıyla söylersek “finansman maliyetlerinin” bir yandan fiyat artışlarının en temel nedenlerinden biri diğer yandan gelecek kuşakların geleceğini ipotek altına alan başlı başına büyük bir mali yük haline geldiğini gösteriyor olması.

Neresinden bakarsanız bakın, durumun Osmanlının son döneminden farkı yok, tam anlamıyla Hasta Adam durumu.

Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz’ın verdiği/vermeye çalıştığı olumlu mesajlar hiçbir maddi temele dayanmadığı için, vatandaşı da ikna etmiyor. AKP’nin oy desteği yapılan anketlerde sürekli olarak düşüyor. 2002 AKP’si olmaya özenen CHP, boş laf dışında hiçbir şey üretmemesine, bağımsız üniter devleti ve laikliği hedef alan söylemlerine karşın, oyunu artırıyor. Uygulanan programın belki de tek başarı, uygulanan fahiş faiz politikasının sonucu olarak, bankalarda döviz cinsinden parası olan bir kısım “yerleşiğin” dövizini bozdurup, batan geminin malı örneği yüksek faizden pay kapmaya çalışması. Ekonomisi yabancının parasına bağımlı bir ülkede, yüksek faizin enflasyonu engellemediğini ise bir önceki aya göre 3,23 artan Temmuz ayı enflasyonu ortaya koymuş durumda.

Birilerinin finanse edildikçe cari açık diye bir sorun yoktur dediği, paranın dilinin dininin olmadığının, devleti yönetenler ve sözde onlara muhalefet edenlerce bıkmadan söylendiği günlerden çok öncesinden başlayarak bu güne kadar, ısrarla paranın hem dini, hem dili, hem de milliyeti olduğunu, borç ve bağımsızlık/ulusal egemenlik arasındaki doğrudan ilişkiyi yazıp duruyorum.

Bir kez daha söyleyeyim. Ekonomisi yani halkın geleceği ve refahı, yurtdışından gelecek borç paraya bağımlı olan bir ülke, ekonomik olarak, para satıcılarına, onların siyasi taleplerine, siyasi şantajlarına açık bir ülkedir. Küresel düzlemde ekonomik ve jeopolitik kırılganlıkların, İkinci Dünya savaşından bu yana hiç olmadığı kadar arttığı bir ortamda, bu ilişkinin çok daha hayati bir boyut kazandığını ise sanırım söylemeye gerek yok. Anlayana, borç para karşılığı, çocukların gençlerin geleceğinin, yabancı para satıcılarına ipotek edilmesinden, borç parayla yaşanan ödünç refah yıllarının sonunda önümüze konulmuş olan ağır ekonomik ve siyasi faturadan bahsediyorum aslında.

“Tam Bağımsızlık” kavramını milliyetçi otoriter zihniyet olarak tanımlayan, “Tam Bağımsızlık, ne demekse tam bağımsızlık! Bu dünyada tam bağımsız neresi varsa!” diye konuşan birinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olduğu ve kimsenin sesinin çıkmadığı bir ülkede, bu söylediklerimin ne kadar alıcısı olur bilmiyorum ama söylemeden de olmuyor.

 

‘Youtuber Babacan’ın programında hadsizlik!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. TAM BAGIMSIZLIK = Borcla yasamamak demektir !
    Borcla yasamamak demek = Üretmek ve ayagini yorganina göre uzatmak demektir !
    Alinan borc yatirima dönükse borc degildir !

    Yatirima dönük olmayan borc HIRSIZLIKTIR !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    Borc demek ; Birilerine “gebe” kalmak demektir !

    Sonunda Nasreddin Hocanin Kazan hikayesine döner!

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!