Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Ukrayna krizi! Neyin krizi?

Ukrayna krizi! Neyin krizi?

featured

Ahmet Müfit yazdı…

“Amerika’yı yeniden yükseltme” sloganıyla/vaadiyle iktidar olan Biden tarafından, Avrasya’nın merkezinde başlatılan operasyonun odağını an itibarıyla Ukrayna oluştursa da, neden olacağı sonuçlarının Ukrayna ile sınırlı kalmayacağını, en azından ABD ve NATO’nun beklentisinin bu yönde olduğunu öngörmek için oldukça çok veriye sahibiz.

Kışkırtarak ve zorlayarak söz konusu krizi yaratan ABD ve NATO açısından amacın, Sovyetler Birliğinin çöküşü sonrasında ABD’den ve dolayısıyla NATO’dan kısmen de olsa bağımsız hareket etmeye başlayan Avrupa Birliği’nin (AB), Putin döneminde yeniden bağımsız bir devlet gibi davranmaya başlayan Rusya’nın “terbiye edilmesi” olduğunu söylemek mümkün. ABD ve NATO açısından operasyonun başarılı olmasının, bunlara ek olarak Rusya’nın Çin’le ilişkilerinin, ABD’nin küresel liderlik iddiasını zora sokacak şekilde gelişmesinin engellenmesi, ülkemizi de doğrudan etkileyecek şekilde, Rusya’nın Suriye’de doğrudan taraf olmasının büyük katkısıyla Suriye’de yolu kesilen Büyük Kürdistan Projesinin tamamlanmasının sağlaması açısından da büyük avantaj sağlayacağını ilave edebiliriz.

Daha genel bir ifadeyle, 2008 krizi sonrasında sekteye uğrayan ABD liderliğindeki neoliberal küreselleşmeci projenin kaldığı yerden devamını sağlamayı amaçlayan bir operasyondan söz ediyorum. Rusya ve Ukrayna’nın, askeri müdahale riskini ortadan kaldıracak -harekatın saatler öncesine kadar süren doğrudan Ukrayna-Rusya görüşmelerinin- çözüm çabalarının, ABD ve NATO tarafından sabote edilmesi, bugün yaşananları kaçınılmaz hale gelmiştir.

Konuyu bizim ülkemiz açımızdan önemli hatta hayati kılan şeyin, ülkemizin söz konusu operasyon alanlarının tam merkezinde yer alıyor, Türkiye’nin tavrının Washington ve Brüksel’deki AB, NATO merkezlerinde kotarılan bu operasyonun başarısı için büyük önem taşıyor olması olduğunu da ilave edip devam edelim.

ABD-NATO operasyonunun en önemli iki amacından biri olduğunu ifade ettiğim Rusya’nın “terbiye edilmesi” konusu ile başlayalım.

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi sonrasında ABD, AB, NATO adına yapılan açıklamalar, Rusya’nın güvenlik garantileri konusundaki taleplerini gayrı ciddi bir üslupla reddeden ABD yönetimi ile NATO ve AB bürokrasisinin, krizin fiili bir askeri harekata dönüşmesi için “menzil eşeği” olarak kullandıkları Ukrayna’ya askeri destek konusunda kıllarını kıpırdatmayacaklarını, doğrudan kendi kontrollerinde olan neo-nazi paramiliter güçleri silahlandırmaya devam edeceklerini çok net bir şekilde ortaya koymuş durumda. Batı medyası tarafından, “özgürlük savunucusu” olarak pazarlanacak, faşist paramiliter güçlerden beklenen şeyin, askeri başarı değil, kendi kamuoylarını kontrol altında tutmak amaçlı olarak servis edilecek “trajik görüntüler” yaratma yani Suriye’de Beyaz Berelilerin yaptığını yapmak olduğunu da sanırım belirtmekte yarar var.

Özgürlük, barış, diplomasiye öncelik verilmesi gerektiği babından hamasi söylemlerin köpüğü kaldırıldığında, ABD, AB, NATO cephesi tarafından Ukrayna adına yapılacak tek şeyin, günümüzde ABD’nin, kontrol edemediği ülkeleri “hizaya sokmak” amacıyla kullandığı bir silaha dönüşmüş olan “ekonomik yaptırımların” uygulanması olduğu net olarak ortaya çıkıyor.

“Avrupa’nın terbiyesi” başlığı altında ele alacağım konular açısından durum çok daha sıkıntılı.

ABD açısından sıkıntının temel nedeni, ABD’nin Avrupa Birliği’ni (AB), AB’nin merkez ülkeleri Almanya ve Fransa’yı, özellikle son 4-5 yılda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi istediği gibi peşinden sürükleyemiyor olması. Wikileaks sızıntıları, NSA’nın, Merkel dahil “ABD’nin dostlarını” da dinleyen casusluk ağıyla iyiden iyiye deşifre olan Atlantik ittifakındaki, ABD’nin patronajına/tahakkümüne dayalı eşitsiz ilişki gerçeği ve bu durumun neden olduğu, stratejik bağımsızlık talebi.

Bu durumun, özellikle Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında kendini dünyanın tek patronu Stratfor yöneticisi George Friedman’ın ifadesiyle “İmparatoru” olarak gören ABD’de ciddi şekilde rahatsızlık yarattığı da, ABD politikası konusunda azıcık da olsa bilgi sahibi olan herkesin malumu. ABD ve NATO tarafından 2011 yılından bu yana ekilen nifak tohumlarının sonucu olarak ortaya çıkan Ukrayna sorunu, ABD’nin Rusya’nın yanı sıra ABD’ye soğuk duran AB üyesi müttefiklerini de hizaya sokacak bir araç olarak kullanılıyor.

Daha da ileri giderek, ABD’nin Ukrayna’daki Rus harekatını gerekçe yaparak varmak istediği en önemli hedefin, Rusya’dan da öte AB’yi terbiye etmek, Merkel ve Makron’un siyasi tavrıyla gündeme gelen, savunma ve istihbarat açısından ABD’den bağımsız Avrupa fikrini, NATO ve AB’nin Avrupalı yöneticileri işbirliği ile yok etmeye yönelik olduğunu söylemek de mümkün.

Sonuç olarak, Ukrayna sorunu ve Avrupa-Rusya ilişkileri konusunda, AB içerinde var olan çelişkilerin katalizör işlevi gördüğü fikir ayrılıkları -Ukrayna Müdahalesi sonrasında bir bütünlük varmış görüntüsü verilmeye itina gösteriliyor da olsa-, AB’nin siyasi bütünlüğü açısından ciddi anlamda tehdit oluşturma noktasına ulaşmış durumda. Avrupa, an itibarıyla hizaya getirilmiş görüntüsü veriyor olsa da, kişisel görüşüm, zorla yaratılan bu koalisyonun oldukça kırılgan olduğu.

Gelelim, yazının başında Ukrayna Müdahalesinin bizim ülkemizi de etkileyecek olası yansımaları olarak bahsettiğim, an itibarıyla Suriye’de yolu kesilmiş olan Büyük Kürdistan Projesine.

Şu çok açık ki, Ukrayna’da gerçekleştirilen bu operasyonun devamı, FETÖ darbesi sonrasında yarım kalan söz konusu projenin, Türkiye’de gerçekleşecek bir “siyasi çizgi” değişimi sonrasında, demokrasi, özgürlük, yerel yönetimleri güçlendirmek denilerek yeniden canlandırılması çabası olacaktır.

Son dönemde verdikleri NATO yanlısı, Rusya karşıtı keskin mesajlarla, bu tür bir göreve hazır olduğunu yüksek sesle beyan eden muhalefet cephesinin, benzer mesajları veren bazı iktidar sözcüleri tarafından yalnız bırakılmıyor oluşu, bu projeyi gerçekleştirme konusunda siyaset cephesindeki rekabetin oldukça kızıştığını gösteriyor.

CHP dahil muhalefet cephesi ve bazı iktidar sözcüleri tarafından dile getirilen bu açıklamaları, 1 Mart 2003’deki Tezkere oylamasında, tezkere yanlısı tavır alan Abdullah Gül, tezkere yani Türk askeri üzerinden para pazarlığı yapan Ali Babacan, Rus uçağını düşürme emrini vererek ülkeyi Rusya ile savaş noktasına getiren Davutoğlu çizgisinin yani 2002 AKP’si ruhunun, “farklı bir vücutta” diriltilmesi çabası olarak değerlendirmek de mümkün.

Son olarak, dünyaya barış ve özgürlük getireceği reklamıyla piyasaya sürülen “küresel ekonomi”, “küresel finanas” denilen şeyin, aslında tetiğinde ABD’nin parmağının yer aldığı, başka ülkeleri ekonomik yaptırımlar yoluyla terbiye etme amaçlı olarak kullanılacak bir silah olduğunu, ancak bu silahın, silahı kullananları vurabilme riskinin de bulunduğunu söyleyip, bitireyim.

 

Kaynakça:

  1. https://www.youtube.com/watch?v=p60KIFeDfMA&ab_channel=UlusalKanal
  2. https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/ilk-bombadan-once-8-5-milyar-dolar-geliyor-130376
  3. https://t24.com.tr/haber/abdullah-gul-rusya-nin-ukrayna-saldirisi-uluslararasi-hukuku-ve-anlasmalari-tanimadiginin-ilani-bu-bolge-icin-ortulu-tehdit,1017099
  4. https://www.youtube.com/watch?v=uDsamPemiEw&ab_channel=SendikaOrg

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 27 Şubat 2022, 12:37

    Katılıyorum saptamalara. Ayrıca, olayı Rusya-Ukrayna savaşı olarak görenler de var bolca. Savaş Ukrayna’da geçse de Ukrayna ABD’ye vekalet ediyor gerçekte. Rusya-ABD savaşıdır sürmekte olan.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!