Dr. Barış Adıbelli yazdı
Japonya’nın geçtiğimiz hafta NATO Madrid Zirvesine diğer üç Asya-Pasifik ülkesiyle birlikte katılması 1945’ten bu tarafa ilk defa Japonya’nın dünya ve Asya-Pasifik politikasında belirleyici bir aktöre dönüşmesi ya da bir başka deyişle dünya tarafından muhatap alınması Japonya ve Kishida hükümeti için gurur verici bir gelişme olarak değerlendirilirken hiç kuşku yok ki hükümetin arkasında esas güç olan bir nevi gölge Başbakan olan Shinzo Abe de gelişmelerden memnuniyet duymuştu.
Japonya’nın gelmiş geçmiş en milliyetçi başbakanı olarak bilinen Shinzo Abe, son dönemde başta Tayvan sorunu olmak üzere Çin’e, Rusya’ya ve Kuzey Kore’ye karşı sert çıkışlarıyla gündeme gelmişti. Açıkça hükümetin resmi olarak söyleyemediğini Shinzo Abe çekinmeden söylüyordu. Hatta zaman zaman ABD de bu açıklamalardan nasibini alıyordu. Trump’ın Kuzey Kore ile ilişkileri normalleştirme sürecinde Shinzo Abe sonuç ne olursa olsun Kuzey Kore’ye bakışımız değişmeyecek diyerek ABD’nin Kuzey Kore politikasına sert çıkmıştı.
Shinzo Abe ilk defa göreve geldiğinde Kuzey ve Güney Kore’lerin ve Çin’in tüm itirazları ve uyarılarına karşın A sınıfı savaş suçlularının mezarının bulunduğu Yasukuni Anıt mezarını başbakan sıfatıyla ziyaret etti. Çin, uzun süredir Japonya’dan İkinci Dünya Savaşında sorumlu olan ve savaş suçlusu olarak kabul edilen Japon devlet adamalarının Japonya tarafından kınanmasını istiyor ve Çin’de işlenen savaş suçlarından dolayı resmi özür talep ediyor. Japon başbakanları ise hükümet veya devlet adına değil kendi adlarına üzüntülerini belirtiyorlar. Shinzo Abe’nin babası eski Japonya Dışişleri Bakanı, dedesi eski Japonya Başbakanı kardeşi ise halen kabinede Savunma Bakanlığı görevini sürdürmektedir. Japon siyasi hayatında etkili ve güçlü bir ailenin mensubudur.
Shinzo Abe, son dönemde Japonya’nın ABD ile olan ilişkilerinin gelişmesinde önemli roller oynadı. Oysa Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra özellikle Amerikan üslerinin bulunduğu yerlerdeki Japon halkında Amerikan askerleri özelinde bir Amerikan karşıtlığı yaşanmaya başlandı. Özellikle Okinawa’daki üslerin kapatılması konusunda halk baskı yapmaya başladı. Bir ara Trump da başka nedenlerle Japonya’daki üsleri kapatabileceklerini söyledi. Fakat Japonya bu üslerin masraflarını karşılayacağını söyleyince tartışma sona erdi; ancak Japon kamuoyundaki Amerikan karşıtlığı sona ermedi.
İşte tüm bu süreç Shinzo Abe’nin bir seçim mitinginde konuştuğu sırada uğradığı bir silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.Hemen ele geçirilen saldırgan Japon Deniz Öz Savunma Kuvvetlerinin eski bir üyesi olarak tanımlandı. Yani eski bir ordu mensubuydu. Saldırgan Shinzo Abe’ye saldırı düzenlemesinin nedenini de kendisinden ve politikalarından memnun olmamasını gösterdi. Japonya’da silahlanma çok sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Dolaysıyla saldırgan da kendi evinde su borusundan yaptığı silahı saldırıda kullandı. Bu da saldırganın özel becerileri olan profesyonel birisi olduğunu gösteriyor. Bu arada saldırganın evinde yapılan aramada çok sayıda ateşli silah da ele geçirildi. O halde saldırgan neden su borusundan yapılmış bir silahı kullanmayı tercih etti?
Saldırıda akla ilk gelen olağan şüpheliler; Çin, Kuzey Kore, Rusya ve Yakuza. Ancak saldırının arkasında bu ülkelerin veya Yakuza’nın olduğu çok mantıklı gelmiyor. Rusya ile son dönemde karşı karşıya gelse de Shinzo Abe’nin Putin ile arasında özel bir hukuk vardı;hatta nerdeyse Kuril adaları üzerine bir barış antlaşması bile imzalayacaklardı. Benzer şekilde Çin ile görüş ayrılığı olsa da hem önceki Devlet Başkanı Hu Jintao ile hem de Xi Jinping ile özel ilişkileri vardı.
Ancak Kuzey Kore’ye gelince orada işler değişiyor. 2017’de Kuzey Kore lideri Kim Jong un’un ağabeyi Kim Jong-nam Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda iki kadın tarafından vx gazının sprey şeklinde yüzüne püskürtülmesi sonucu öldürülmesi ve bu cinayetin halen aydınlatılamamış olması ve o dönem Japonya’nın da dahil olduğu bir çok ülkenin cinayette adının geçmesi, cinayetin işlendiği o dönemde Japonya’da Başbakan olan Shinzo Abe’nin bugün suikasta kurban gitmesi akıllara acaba Kuzey Kore lideri ağabeyinin intikamını mı aldı sorularını getiriyor. Fakat eski bir ordu mensubunun Kuzey Kore adına tetikçilik yapacağı pek mantıklı gelmiyor. O zaman azmettiricileri içeride aramak lazım gibi gözüküyor.
Shinzo Abe, Japonya’da önemli bir kuşağı, geleneği bir başka değişle 1945 öncesi imparatorluk Japonya’sını, vizyonunu ve Japon militarizmini temsil ediyordu. Son günlerde ABD’nin Asya-Pasifik’ de Çin’e karşı başlattığı yeni süreç beraberinde yeniden militarize olmuş güçlü bir Japonya’yı gündeme getirdi. Bu sürecin en büyük destekçisi Shinzo Abe’ydi. Öteden beri Japonya’da iki ana kesimin olduğu biliniyor: Birincisi Japonya’nın eski günlerine (1945 öncesine) dönmesi gerektiğini söyleyen ve ulusal ordu bulundurmasını yasaklayan, anayasanın dokuzuncu maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunanlar ile 1945 sonrası Japonya’nın barışçıl konumunun devam etmesini ve Japonya’nın askersizleştirilmesinin muhafaza edilmesini savunan daha liberal bir kesim.
Shinzo Abe’nin tek bir gayesi vardı; o da tıpkı 1945 öncesinde olduğu gibi Japonya’nın askeri bir güç olmasıydı. Geçmiş tarihinden utanmıyor aksine gurur duyuyordu. Bunu da Çin, Kuzey ve Güney Kore’nin karşı çıkmalarına rağmen savaş suçlularının mezarının bulunduğu Yasunuki Anıt mezarını Başbakan sıfatıyla ziyaret ederek gösteriyordu. Bugüne kadar dünya politikasında esamesi bile okunmayan Japonya şimdi Asya-Pasifik bölgesinin geleceğini belirleyecek en önemli aktör olarak ortaya çıkıyordu.
Japonya’da siyasi şiddet ilk defa olmuyor. 1891’de Japonya’yı ziyaret eden Rusya İmparatorluğu Veliaht prensi İkinci Nikolay kendisini koruyan bir Japon polisi tarafından kılıçla saldırıya uğradı. Neyse ki yanındaki kuzeninin müdahalesi ile küçük bir yara ile olayı atlattı. Hemen ardından 1895 yılında Şimonoseki antlaşmasını müzakere etmek için Çin İmparatorunun temsilcisi olarak Japonya’da bulunan Prens Li Hongzhang bir Japon tarafından saldırıya uğradı ve yüzünden vuruldu. Prens hayatta kalmayı başardı; ancak Japonya, Çin’e 300 milyon tael (gümüş para) tazminat ödemek zorunda kaldı. Her iki hadise de Japonya’nın uluslararası itibarına büyük bir darbe vurdu. Hatta derler ki 1904-1905 Japon-Rus savaşının çıkmasının arkasında Rus Çarı İkinci Nikolay’ın intikam arayışı rol oynamıştır.
Bitti mi? Hayır bitmedi:
4 Kasım 1921’de Başbakan Takashi Hara, Tokyo İstasyonunda hayal kırıklığına uğramış bir demiryolu işçisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
14 Kasım 1930’da Başbakan Osachi Hamaguchi, hükümetin uzlaştırıcı dış politikalarına öfkelenen aşırı milliyetçi bir kişi tarafından Tokyo İstasyonu’nda vuruldu. Dokuz ay sonra yaralarından öldü.
15 Mayıs 1932’de 11 genç donanma subayı Başbakanlık Ofisini bastı ve bir darbe başlatmak amacıyla Başbakan Tsuyoshi Inukai’yi ölümcül şekilde vurdu.
14 Temmuz 1960’da Shinzo Abe’nin büyükbabası olan Başbakan Nobusuke Kishi, Başbakanlık Ofisinin önünde sağcı bir eylemci tarafından bıçaklandı ve hayatta kalmayı başardı.
Sonuç olarak Shinzo Abe suikastı şu an için münferit bir saldırı, bireysel bir terör eylemi olarak görülebilir. Fanatik bir taraftarın siyasi tepkisini şiddet aracılığıyla yansıtması olarak görülebilir. Bununla ilgili önümüzdeki günlerde daha detaylı bilgiler gelecektir. Muhakkak işin uluslararası boyutu da incelenecektir.
Özetle, eğer bu saldırı bireysel bir eylem ise saldırının gerekçesi Japonya’nın Amerikan hegemonyasının Asya-Pasifikte inşası için gösterdiği çabaya bir tepkidir. Unutmayalım ki Japonya’nın ABD’nin bölgedeki adeta yancısı haline gelmesinin mimarı Shinzo Abe’dir. Japonya Amerikan karşıtlığının kamuoyunda yüksek olduğu ülkelerden bir tanesidir. Muhtemelen saldırgan Japonya’nın ABD’ye yönelik politikalarına karşı olan aşırı milliyetçi görüşlere sahip birisi ve eylemini de bu amaçla gerçekleştirdi. Zaten saldırganın kendisinden ve politikalarından memnun değildim demesi de bunu ispatlıyor. Şimdi merak edilen husus bu eylemi tek başına mı yaptı yoksa bir örgüt adına mı? Ya da ordu içinde bir yapılanma adına mı? Bu sorular önümüzdeki günlerde cevabını bulacak.
Shinzo Abe Amerikancı mıydı? Bu soruya evet veya hayır demk oldukça zor ama şu söylenebilir: Shinzo Abe, ABD’yi sadece Japonya’nın uyanışı veya dirilişi adının verildiği sürece götürecek bir aparat olarak görüyordu. Bunun ABD de farkındaydı. Bu nedenle Japonya’ya yönelik iki ileri bir geri adım atıyordu Bu nedenle ABD, Tokyo’nun çok istemesine rağmen Japonya’yı tek başına bölgede bir güç olarak ortaya çıkmasını engellemek adına Hnidistan ve Güney Kore’yi sürekli yanında tutmak istiyordu. ABD, birbirini dengeleyen, frenleyen bir üçlü bölgesel güç merkezinin oluşmasını istiyordu.
Shinzo Abe, Tayvan konusunda çok konuştu. Eğri oturup doğru konuşma lazım. Shinzo Abe gibi milliyetçi bir lider Tayvan’ı Tayvan halkı için istemiyordu. Tayvan’ı Japonya için istiyordu. Zira Tayvan 1945 yılına kadar Japonya’nın sömürgesiydi ve Tayvan Boğazı bölgenin en önemli jeostratejik geçiş yolu Hint Okyanusu’nu Pasifik okyanusuna bağlayan önemli bir su yolu olarak görülüyordu ve dolayısıyla Tayvan adasına hakim olan bu stratejik su yolu hattına da hakim olacaktır. Bu nedenle Amerikalılar, Tayvan’ı batmayan uçak gemisi olarak adlandırmışlardır. Japonya’nın Tayvan üzerinde gizli emelleri bulunmaktadır, bu bir sır değildir. Aslında Japonya’nın tüm Asya-Pasifik için bazı hedefleri, amaçları gizli emelleri var zaten bu biliniyor. ABD’nin 21.yüzyılda oynadığı en tehlikeli kumar Asya-Pasifik bölgesinde Japonya’yı silahlandırmaktır. Lafın kısası umarız Shinzo Abe suikastı Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir hesaplaşma sürecini başlatmaz.

