Dr. Barış Adıbelli yazdı…
Ukrayna’daki savaşın gün geçtikçe yoğunlaşması ve derinleşmesi Rusya’nın da yurt dışındaki operasyonlarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu; hatta Suriye’de 8 bölgeden asker çektiği de iddia edildi. Özellikle, Suriye’de meskun mahal savaşı konusunda tecrübeli olan operasyonel birliklerini Rusya Ukrayna’ya kaydırıyor, dolayısıyla Suriye’de ister istemez bu bölgelerde güç boşlukları oluşmaya başladı ve oluşan güç boşluklarını doldurma adına ABD kontrolündeki PKK/YPG terör unsurları ile İran’ın destekledi gruplar birbirleriyle kıyasıya yarışır hale geldiler. 2015 yılından beri Suriye’de Esad rejimini siyasi, askeri ve ekonomik olarak destekleyen Rusya’nın son dönemde Ukrayna savaşı nedeniyle Esad rejimine verdiği desteği azaltmaya başlaması Esad’ı da harekete geçirdi ve geçtiğimiz haftalarda İran’ı ziyaret etti. Esad’ın İran ziyaretinin ana amacı Rusya’dan boşalan noktalara İran güçlerinin yerleşmesi ve Rusya’nın yerine yeni ekonomik destekler bulma arayışıdır.
ABD, İran’ın Suriye’de boşalan bölgelere hâkim olmasını istememektedir. Bu nedenle yoğun bir faaliyet sürdürmektedir. Benzer bir şekilde aslında Rusya da İran’ın bölgede hakim olmasını istememektedir. Öte yandan İsrail de bölgede bir Esad/İran hakimiyetine karşı çıkmaktadır. Bölgenin diğer bir etkin gücü Türkiye’de olup biteni kendi ulusal güvenliği bağlamında değerlendirerek hem ABD desteğindeki PKK/YPG terör örgütünün hem de İran destekli grupların bölgeye yerleşmesinden rahatsızdır. Zira son dönemde gelen haberler İran’ın PKK ile bir işbirliği sürecine girdiği yönde. Öte yandan Türkiye’nin güvenliği açısından bu bölgeler hayati öneme haizdir. Rusya, doğal olarak hem ABD hem de İran’a karşı olduğu gibi aslında Türkiye’nin de bölgede olmasına karşıdır; ancak Rusya, bir risk ve tehdit analizi yaptığında ABD ve İran’dan gelebilecek tehdidi engelleyecek tek gücün de Türkiye olduğunun farkındadır. Bu bağlamda, sahada Türkiye ile işbirliği içerisinde çalışması Rusya için en iyi stratejik seçenek olacaktır.
Son dönemde önemli stratejik gelişmelerin yaşandığı Suriye’de terör örgütü PKK/PYD de hızlı bir şekilde mevzi kazanmaya başlamış ve buradan Türkiye’yi tehdit eder duruma gelmiştir. Sahadaki değişikliğin farkında olan Türkiye vakit kaybetmeden Irak’ta sürmekte olan Pençe-Kilit Harekatı’nın belki de bir tamamlayıcısı, bir devamı niteliğinde Suriye’deki terör hedeflerine karşı bir operasyon için hazırlığını tamamlamış durumdadır. Ukrayna savaşıyla ABD ve Rusya arasında yaşanan jeopolitik savaş tüm gücüyle sürerken bu savaş Ukrayna dışında başta Suriye olmak üzere başka coğrafyalarda da kendisini göstermeye başlamıştır.
Suriye’deki terör hedeflerine karşı Türkiye’nin operasyona hazırlandığı bir dönemde Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerinin gündemde olması ve Türkiye’nin teröre destek veren ülkelerin özü güvenlik olan bir örgüte üye olarak alınmalarının hem ahlaki anlamda hem de hukuki anlamda mümkün olmadığını defalarca her düzeyde belirtmesine rağmen inadına yapar gibi İsveç, terör örgütü liderlerini televizyonlarında adeta şov yaptırmakta, şehirlerinde terör örgütü mensuplarının gösteri yapmasına izin vermektedir.
En son Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan “ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başında olduğum sürece teröre destek veren hiçbir ülke NATO’ya üye olamaz “diyerek İsveç ve Finlandiya’nın özellikle de İsveç’in hala teröre destek konusunda geri adım atmadığını, kelime oyunlarıyla bu işi geçiştirmeye çalıştığına işaret etmiştir. Oysa son 5 yılda Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı sınır ötesi operasyonlarda 157 adet İsveç yapımı tanksavar ele geçirmiştir.
ABD ve NATO, Türkiye’ye şimdi siz evet deyin gerisini NATO içerisinde hallederiz şeklinde bir strateji benimsemiş durumdalar; ancak Türkiye tarafının daha önce de belirttiği gibi bizim bir zaman sorunumuz yok acelemiz yok, bir oldu bittiye müsaade etmeyiz diyerek Madrid zirvesine yetiştirmeye çalışan ABD ve NATO’ya bir mesaj vermektedir. İlginç olan ise ABD’nin rutin söylemlerin ötesinde bu meseleye çok fazla karışmak istememesi ve bu ülkeler adına Türkiye nezdinde kulis faaliyetinde bulunmaması. Bir başka deyişle ABD, Suriye’deki şer faaliyetlerinin bir kez daha ifşa olmasını istemektedir.
ABD, YUNANİSTAN ÜZERİNDEN TÜRKİYE’Yİ KUŞATIYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü gazetecilere verdiği beyanatında diğer bir çarpıcı başlık ise Yunanistan ile ilgili yaptığı açıklamalardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan “5+4 yani 9 tane şu anda Amerika’nın Yunanistan’da üssü var. Peki bu üsler kime karşı kuruluyor, bu üsler niye var? Söyledikleri şu; ‘Rusya’ya karşı…” Yalan… Dürüst değiller. Bütün bu olanlar karşısında bunların Türkiye’ye karşı takındıkları tavır ortada”. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki, ABD, Yunanistan’ı Türkiye’yi kuşatmak için kullanıyor. Yunanistan’ın F-35 uçaklarının üretim sürecinde yer almasının gündeme geldiği şu günlerde adaların silahlandırılması da dahil olmak üzere Ege de izlediği saldırgan politikalara karşı Türkiye’nin de duyarsız kalmayacağı açıktır.

Ancak ABD’nin önünde birtakım jeopolitik hesaplamalar var: Rusya’nın geri adım atmaması, Karadeniz’in hala ABD’ye kapalı olması ve Gürcistan seçeneğinin masada bulunması. Fakat bu süreçte başka hesap dışı gelişmeler de var örneğin geçtiğimiz günlerde Yunanistan Akdeniz’de İran petrolünü taşıyan bir Rus gemisine el koyması misilleme olarak da yine geçtiğimiz günlerde Basra Körfezi’nde bir Yunan tankerine İran’ın el koyması. Tüm bu gelişmeler, Yunanistan’ın bölgede adeta ABD’nin eli kolu gibi hareket etmeye başladığını göstermektedir. Yunanistan hayatından memnun oysa Avrupa’da Amerikan karşıtlığının en fazla olduğu ülkelerden birisidir. Bunun yanında Yunanistan’ın bu durumundan keyif almayanlar da var örneğin Avrupa Birliği gibi.
Yunanistan’ın ABD’ye fazla angaje olması Avrupa Birliği’ni de rahatsız ediyor. Halihazırda, 400 milyar avro borcu bulunan Yunanistan’ın son dönemlerde Türkiye ile yaşadığı gerginlik ve şimdilerde İran ile tesis ettiği yeni krizlerin getireceği güvenlik maliyetini Yunanistan’ın nasıl finanse edeceği merak konusu. Dahası Avrupa Birliği’nin hiç gündeminde yokken ve zaten Ukrayna savaşı nedeniyle zor günler yaşarken Türkiye ve İran ile olası bir kriz ya da çatışmanın Avrupa Birliği tarafı olmak istemiyor.
ABD için bir başka gelişme de İran olacak gibi duruyor. İbrahim Reisi’nin İran Cumhurbaşkanı olmasından sonra artık Ruhani döneminde olduğu gibi Batı’ya göz kırpan bir İran yok. Daha agresif bir dış politika izleyen bir İran var. Dolaysıyla, yanı başımızda bir İran gerçeği var ve İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin pek şakası yok gibi duruyor. Son Yunan tankeri meselesinde görüldüğü gibi.
Tamam anladım teröre destek veren ülkeleri NATO da istemiyoruz,İsveç yapımı 157 adet tanksavar ele geçirmişiz.NATO nun patronu ABD nin PKK/PYD ye yaptığı silah,mühimmat,teçhizat yardımı ne olacak.Acaba son 5 yılda yapılan operasyonlarda kaç tane Amerikan yapımı silah ele geçti.Birde anlayamadığım İran PKK ile anlaştıysa amacı ne.PKK Amerikan askeri değilmi ? İranın ne menfaati var ki PKK/PYD ile anlaşsın?