Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. 40 paralık adamlardan, 5 paralık adamlara…

40 paralık adamlardan, 5 paralık adamlara…

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Para, tüm dünyada genel olarak, takas ve değişim aracı olarak kullanılır. İnsanın var oluşundan bu yana da genel olarak bu şekilde kullanılmıştır. Ancak bu durum, ülkemizde zaman içinde, insanlara biçilen değer ve ölçüt birimi terbiyesizliğine de dönüşmüştür.

“Kaç paralık adam” derken; karşımızdaki adamın değersizliğinden, güçsüzlüğünden söz etmek mümkündür.

“Ciğeri beş para etmez” derken de; kötü, işe yaramaz anlamını pekiştirebilir.

“Bu futbolcu beş para etmez” derken de yine; iyi futbolcu olmadığına, paranın hakkını veremeyeceğinin delaletidir.

“Üç kuruşluk adam” demek de; değersizlik ölçü biriminin en çarpıcı şekli olarak kullanılmaktadır.

Kısaca yazımın başında da dediğim gibi, genel olarak değersizleştirme ölçütü olarak kullanılır. Başka bir ülkede bu şekliyle kullanılır mı bilmiyorum ama her şeyin bir bedeli vardır gibi genel bir izahatın olduğunu da bilirim. Bunların tamamı kapitalist dayatmanın sonucudur. Kesinlikle insana dair ölçü birimi olarak kullanılması ve bunun hakarete vardırılması, insani duruştan çok uzaktadır.

Aslında tarihimize bakıldığında, para ve insan ilişkilerine dair çok güzel ve anlamlı örnekler mevcuttur. 40 paralık adamların hikâyesini, eskiler, Cumhuriyet dönemine tanık olmuş insanlarımız çok daha iyi bilirler. Şöyle ki;

Cumhuriyet yeni kurulmuştur. Genç Cumhuriyet, Osmanlı’dan kalan enkazları bir bir kaldırmaktadır. Elbette Osmanlı döneminde, yabancılara verilen imtiyazlar, kapitülasyonlar bir hayli fazladır. Bunların hepsinin, yeni anlaşmalara bağlanması ve bir düzen içinde hal edilmesi gerekmektedir.

Bunlardan bir tanesi de İstanbul’da, Belçikalıların işletmesini yaptığı, tramvaylardır. Üstelik şirketlerinin ismini de küstahça Konstantinapol koymuşlardır. Bu firma ile de oturup anlaşmaya varılmıştır. Belçikalılar, işletmenin devamı ile ilgili olarak tüm maddeleri kabul etmişlerdir. Anlaşmanın en önemli maddesi ise, kimliklerini göstermeleri halinde, talebeler 80 para yerine, 40 para ödeyeceklerdir.

Gel zaman git zaman, firma anlaşmaya uymamaya başlamıştır. Zamanında Osmanlı döneminde gösterdiği şımarıklıkları yine göstermeye başlamışlardır. Talebelerden yine 80 para talep etmektedir. Bu durumda tartışmalara yol açmaktadır. İşletme çalışanları;

– Sen kaç paralık adamsın?

– 40 paralık, filan derken, tartışmalar büyük gider, sorunlar bir türlü çözüme kavuşturulamazmış.

Bu durumu gören İstanbullular, birbirlerine sürekli tartışmanın sebebini sorarlarmış. Kanunlar ve anlaşma maddeleri henüz çok yeni olduğu içinde, birbirlerine bunlar “40 paralık adamlar” ondan dolayı münakaşa ediyorlar derlermiş.

“Kaç paralık adamsın” hitabetinin aslını, aslında hiç bilmeden, başlangıçta içine biraz da nükte katıp, hakarete vardırmamız da onurlu bu mücadeleye gölge düşürmektir.

Neyse efendim hikâyemize dönecek olursak; bu duruma en çok talebeler içerliyorlarmış. 15 Kasım 1924 tarihinde, öğrenciler örgütlenmişler. İstanbul’un tüm duraklarından öğrenciler tramvaya binecekler ve 40 para ödeyeceklermiş. Harbiye durağından binen bir grup öğrencinin ödediği 40 parayı, biletçi kabul etmemiş ve kavga başlamış. Kavga iyice büyümüş. Tramvay durmuş ve polis gelmiş. Polis paniğe kapılarak, silahını ateşlemiş. İki öğrenci yaralanmış. Öğrenciler ayaklanınca, polis Harbiye karakoluna sığınmış.

Ertesi gün tüm İstanbul’da olaylar büyüyerek devam etmiş. Talebeler, Belçika şirketinin Beyoğlu’ndaki işyerine baskın vermiş. Çalışanlar karakola kendini zor atarak, oraya sığınmış. Olaylar bir türlü yatışmamış.

Sonunda 21 Kasım 1924 tarihinde, olayların başlangıcından 5-6 gün sonra, Belçikalı şirket tüm şartları tekrar kabul etmiş. Bundan sonra, talebelerden 40 paradan fazla para alınmayacakmış.

İşte bu olay; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk toplu öğrenci hareketi olarak kayıtlara geçer. Günümüzde hala öğrenciler, indirimli bilet uygulamasından faydalanıyorlarsa, bu olayların sonucudur.

Tarihte yaşanılanlardan ders almadığımız taktirde, geçmişte yaşanılanların tekrarı ve tezahürü, acı ve yıkıcı bir şekilde olacaktır. Osmanlının verdiği kapitülasyonların bedelini, nasıl Türkiye Cumhuriyeti ödemiş ise, şimdi de;

– Erzincan İliç’teki altın madeninde,

– Kaz Dağları’nda,

– Akkuyu nükleer santralinde,

– Akbelen’de, yabancı şirketler ve yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilen ülkenin yeraltı, Yer üstü kaynakları ve kapitülasyonların bedelini yine çocuklarımız ve halkımız ödeyecektir.

Kıymayın efendiler bu cennet vatana, börtü böceğine, deresinde yüzen balığına, kurduna, kuşuna kıymayın…

Bakın yüzyıl geçmiş aradan, “40 paralık adamları” unutmamışız.

İnanın bu ülkeme yapılanları, kaç paralık olduğunu bilmediğim bu ülkeleri ve firmalarını, bu millet, bu doğa, bu evren hiç unutmayacaktır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 24 Şubat 2024, 13:24

    40 paralık adamlardan hakkımızı koparacak için yazıda anlaşılan o öğrenciler gibi cesur ve mücadeleci olmamız gerek.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!