Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Barrack zihniyeti

Barrack zihniyeti

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Türkiye, uzun süredir “stratejik ortaklık”, “müttefiklik” ve “küresel entegrasyon” gibi cilalı kavramlar eşliğinde, egemenliğini pazarlık konusu hâline getiren bir dile doğru sürüklenmektedir. Bu, klasik bir sömürgecilik değildir. Daha rafine, daha steril, daha diplomatik ama en az onun kadar yıpratıcı bir bağımlılık düzenidir.

Bu düzenin aktörleri vardır. Tekil kişilerden çok, bir dönemi, bir zihniyeti ve bir ilişki biçimini temsil ederler. Tom Barrack bu figürlerden biridir. Barrack tipi aktörler, modern çağın resmî olmayan ama etkili taşıyıcılarıdır. Ne seçilmişlerdir ne de anayasal bir sorumluluk taşırlar; fakat karar alma süreçlerine nüfuz edebilen, devletlerarası ilişkilerde perde arkasında dolaşan bir ağırlığa sahiptirler. Sorun tam da burada başlar.

Türkiye Cumhuriyeti gibi bağımsızlık mücadelesiyle kurulmuş bir devlet için asıl tehdit, tanktan ya da toptan önce zihinsel ve ekonomik bağımlılıktır. Mesele Barrack’ın şahsı değildir; mesele, onun temsil ettiği ilişki düzeninin Türkiye’ye ne söylediğidir.

Peki, bu düzen Barrack’a ne söyletmektedir?

Trump ve Barrack çizgisi, İsrail’in bölgesel hedefleriyle açık biçimde angaje olmuş bir siyasal ve ekonomik bakışı temsil etmektedir. Barrack, ulus-devletlerin varlığını, İsrail’in uzun vadeli çıkarlarıyla çelişen bir engel olarak gördüğünü çeşitli vesilelerle ifade etmiştir. Bu yaklaşım, doğrudan ya da dolaylı biçimde Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almaktadır. Dahası, ulus-devlet modelinin yerine Osmanlı benzeri bir yönetim tahayyülünü ima eden söylemler, yalnızca politik değil; tarihsel ve siyasal olarak küstah bir müdahaledir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği; New York ofislerinde, Londra masalarında ya da Körfez fon raporlarında yazılamaz. Bu ülkenin kaderi, küresel sermayenin “olumlu–olumsuz” notlarına göre belirlenemez. Hiç kimsenin Türkiye’ye “ne yapması gerektiğini” öğretme hakkı yoktur. Hele ki bunu yatırım tehdidiyle, ekonomik baskıyla ya da diplomatik kibirle yapanların hiç yoktur.

Cumhuriyet, “manda ve himaye kabul edilemez” ilkesinin üzerine kurulmuştur. Ancak günümüzde manda; askerî üniformalarla değil, fon raporlarıyla, danışmanlık sözleşmeleriyle ve “küresel akıl” masallarıyla gelir. Barrack gibi figürlerin Türkiye hakkında bu denli rahat konuşabilmesi, dış güçlerden çok, içerideki yönetsel ve siyasal zaafların ürünüdür. Güçlü devletler bu tür aktörleri dinlemez; zayıflayan yapılar ise onları rehber belleme eğilimine girer.

Tehlike yalnızca dışarıda değildir; asıl tehlike içeridedir. Bu nedenle eleştiri sadece dış aktörlere yöneltilmemelidir. Asıl sorun Barrack değildir; onu meşru gören, onun temsil ettiği ilişki biçimine içeriden kapı aralayan zihniyettir.

Dikkat edilirse, bu söylemlerin benzeri; terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’dan, DEM Partisi çevrelerine kadar uzanan bir hatta da dillendirilmektedir. Lozan’ı hedef alan, ulus-devleti sorgulayan, Cumhuriyet’in kurucu mutabakatını aşındıran bu dil; farklı kaynaklardan çıksa da aynı zihinsel merkezden beslenmektedir. Hepsi aynı bakışın ürünüdür. Bu bakışın adı: Barrack kafasıdır.

Bir de bu seslere sessiz kalanlar vardır. Herkes susabilir. Ancak biz susmuyoruz. Biz buradayız ve söylüyoruz:

Egemenlik devredilemez.

Bağımsızlık pazarlık konusu yapılamaz.

Türkiye Cumhuriyeti, küresel vesayeti reddeder.

Cumhuriyet bir şirket değildir. Vatan bir yatırım portföyü değildir. Halk bir piyasa unsuru değildir. Bu temel ayrımlar bulanıklaştığında, Tom Barrack gibiler doğal aktörler hâline gelir. Barrack bir neden değil, bir sonuçtur. Bu sonuç; Cumhuriyet değerlerinden uzaklaşmanın, bağımsızlık fikrinin içinin boşaltılmasının ve devlet aklının yerini piyasa aklına bırakmasının sonucudur.

Eğer bu sonuçtan rahatsızsak, eleştiriye isimlerden değil, zihniyetten başlamak zorundayız. Hiçbir küresel figür, hiçbir sermaye temsilcisi, bu ülkenin siyasal yönelimleri hakkında söz söyleme meşruiyetine sahip değildir.

Cumhuriyet’i bir “yönetim modeli”, bağımsızlığı bir “esneklik alanı”, halkı bir “insan kaynağı” olarak gören anlayış; bu ülkenin altını sessizce oymaktadır. Bu anlayış, Kurtuluş Savaşı’nın ruhuna yabancıdır. Bu anlayış, Atatürk devrimleriyle açıkça çelişir. Bu anlayış, modern sömürgeciliğin yerli tercümanıdır.

Bu bir çağrıdır. Bu bir uyarıdır. Bu bir hatırlatmadır.

Cumhuriyet susarak değil, direnerek yaşar. Ve bu ülke, kendisini “yönetilecek bir pazar” sananlara karşı, bir kez daha ayağa kalkma iradesine sahiptir.

Bunu 27 Aralık 2025’te, Atatürk’ün Ankara’ya geliş günü olan Kızılca Gün’de göstermiştir.

Göstermeye de devam edecektir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. Devlet MALI deniz yemeyen keriz, lafi bir atasözü degil ise nasil dogmustur?!
    Devamli “ATAMA” pesinde kosan “okumus”üniversitelileri(?) görünce bu sölz aklima daha cok geliyor.
    Bi kusak böyle büytülmedi mi?! Memur olmak, kapagi bir devlete atmak” hala gecerli akce !

    Almanya nin sanayilesmesine giden sürece bakiyorumda hep ilklewr yasanmis “O ilkeli caliskan, bilgili ” öncü kusak ile !
    Bizde ya ayagina celme takilmis(?) -( Nuri Demirag, Vecihi Hürkus , vs vs gibi ) yada özellikle 1950 den sonra özenti, tüketim, tembellik ile yoldan cikmisiz……

  2. 3 Ocak 2026, 11:10

    Özlü yazınıza teşekkür, varolasınız,selam ve saygıyla.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!