Muharrem Karanfilci yazdı…
Tarihteki sanayi devrimlerine bakıldığında, ilk endüstri devrimi 1712’de buhar gemisinin icat edilmesi ile başlar. Su ve buhar gücünün kullanılması, bu devrime günümüzde 1.0 endüstri adını vermiştir.
19. yüzyılda elektrik ve iş bölümüne dayalı seri üretime geçilmesi de 2.0 endüstriyel devrim olarak tarihteki yerini almıştır.
20. yüzyılda ise 1971’de ilk mikrobilgisayarın icat edilmesi, üretim süreçlerinin otomasyonuna katkı sağlaması; 3.0 endüstri devrimi olarak tanımlanmıştır.
21. yüzyılın başlarında, internetin hayatımıza yerleşmesi ve hücresel taşınımın gerçekleşmesi 4.0 endüstri olarak tanımlanmıştır.
İnternetin ve hücresel taşınımın kullanılması sonucunda, yeni iş modelleri artmış, büyük veri analizleri yapılmaya başlanmış ve teknoloji robotlarla birlikte hayatımıza girmiştir. Bu da 5.0 endüstri olarak adlandırılmıştır.
Şimdi dünyada ve ülkemizde sıkça kullandığımız terim ise yapay zekâdır. Yapay zekânın açılımı ise “toplum zekâsının, dijitalize edilmesi” olarak yorumlanır. Bu da endüstri devriminin şu an sonuncusu ve 6.0 olanıdır.
Yukarıdaki konu içeriklerine bakıldığında, Türkiye olarak, bu endüstri devrimlerinin hiç birinde olmadığımız konusunda hem fikir olduğumuz aşikârdır. Tüm sanayi devrimlerini bir şekilde kaçırdığımız ve bu teknolojileri, başka ülkelerden transfer ettiğimiz, bunun içinde ekonomik anlamda bedel ödediğimiz muhakkak ve üzüntü vericidir.
Türkiye’de 2024 tarihi itibari ile Yüksek Öğretim Kurulu’nun akredite ettiği 209 üniversite bulunmaktadır. Dünya; yapay zekâ ile uğraşırken, peki bizim üniversitelerimiz, bizim çocuklarımız ne yapıyor? İşte burası içler acısı… Ben buna;
3K: Kargo, Kasiyer, Kurye ve 1G: Garson, teknolojisi diyorum.
Türkiye, üretim toplumundan, tüketim toplumuna geçeli çok oldu. Tüketme, yok etme üzerine bir toplum yaratıldı. Devletin neredeyse tüm fabrikaları, işletmeleri tek tek satıldı. Liyakatsiz atamalar, memleketin çocuklarını yokluğa, yoksulluğa itti. Memleketin çocukları ekmek, aş derdine düştü. İşte bu 209 üniversiteden mezun olan, o kadar yetenekli gencimiz, şimdi bu meslek kollarında çalışıyor. Bu üniversiteler, bu meslek kollarına elaman yetiştiriyor. Memleketin çocukları sersefil olmuş durumda…
Bu memlekette, piano sanatçısı kurye gördük.
Sınavlarda birinci olup, atanamayan, intihar eden gençlerimize üzüldük.
Parasızlıktan evlenemeyen, umutları yok edilen ev gençlerine tanık olduk.
Gecenin bir vaktinde, motosiklet üstünde kuryelik yapan, 2 üniversite bitirmiş kızlarımıza yapılan tacizi tartıştık.
Bebek bakıcılığı görevine, asgari ücretle çalışacak, doktor arandığına şahit olduk.
Üç üniversite bitirmiş kızlı, erkekli garsonların, masalara meze taşıdığında, boğazımızın düğümlendiğini hissettik.
İşte bir tarafta yapay zekâ, bir tarafta 3K 1G… Siz buna isterseniz, alfabenin tüm harflerini, hatta inşaat işçilerini, taksi şoförlerini ve daha birçok meslek kollarını da ekleyebilirsiniz.
Onun için, garsonlardan bir şey isterken daha mı kibar olsak… Kapımıza gelen kuryeye, kargocuya daha özenli mi davransak acaba… Ya da kasiyer hanımefendiye karşı, “lütfen” ve “teşekkür ederim” kelimelerini daha fazla mı kullansak…
Hayal kırıklarının, umutların son durağı ülkemizi, biz mi biraz daha yaşanır hale getirsek…
Adaleti, vicdanımız mı tesis etse…
Bir müsabaka da illa hakeme ihtiyaç var mıdır ki?
Evet. Bu AYIP bizim değil, biliyorum. Ancak bu memleketin çocuklarının hiç değil.
Ama bu KAYIP ülkemizin… Bu KAYIP hepimizin…
Harika tespitler. Bununla birlikte bir garson ya da kuryeye göstermemiz gereken saygının nedeni yalnızca insan oldukları için olmalı.
Saygı belki çürümenin de önüne geçer… Bireysel vicdan, toplumsal vicdana yol gösterecektir
😔
CIAsal islam bu ülkenin tek derdidir.
Tüm dünyanın derdi aslında…