Muharrem Karanfilci yazdı…
Okullardaki kantinlerde yaşanan fiyat artışları artık yalnızca bir ekonomik mesele değil, doğrudan bir adalet sorunu hâline gelmiştir. Bir tostun, bir suyun, bir poğaçanın bile öğrenciler için “lüks tüketim” sayıldığı bir dönemdeyiz. Okul kantinleri, öğrencilerin karnını doyuracağı değil, cüzdanının boşalacağı yerler hâline gelmiştir. Üstelik bu durum herkesin gözü önünde yaşanıyor; ama kimse maalesef müdahale etmiyor.
Devletin sessizliği ise bu tabloyu her geçen gün daha da ağırlaştırıyor. Eğitimde fırsat eşitliği yalnızca sınıfta anlatılan derslerle sağlanmaz. Kaldı ki eğitimde fırsat eşitliği de ortadan kalkmıştır. Aç karnına derse giren, cebinde kantine yetmeyecek kadar az parası olan bir öğrenciyle istediğini alabilen bir öğrencinin koşulları eşit olabilir mi? Ne yazık ki bu sorunun cevabı artık herkesin malumu. Ama ilgililerin umurunda değil.
Bu durumda bazı öğrenciler yiyeceklerini evden getirmek zorunda kalıyor ya da aç kalıyor. Son zamanlarda sosyal medyaya yansıyan görüntüler ise içler acısı… Öğrencilerin evlerinden getirdikleri yiyecekleri yemelerine, kantin ve sınıflarında tüketmelerine izin verilmemesi; bu okul idarelerinin utanç tablosudur.
Denetimsiz bırakılan kantinler, kâr hırsının öğrencilerin beslenme hakkının önüne geçtiği küçük bir piyasa düzenine dönüşmüş durumda. Fiyatlara “maliyet arttı” bahanesiyle yapılan zamlar kontrolsüzce sürüyor; ancak hükümet kurumlarından ses çıkmıyor. Oysa aynı hükümet, her konuda müdahale eden, her alanı sıkı denetime alan bir yapı sergilerken; söz konusu öğrencilerin temel ihtiyaçları olunca ortadan kayboluyor. Bu sessizlik yalnızca ilgisizlik değil, açık bir ihmaldir.
Kapitalizmin vahşi yüzü okullarımıza sirayet etmiş durumdadır. Önceden okullarda bulunan döner sermaye aracılığıyla işletilen kantinler, şimdi ihalelerin kirli pazarlıkları hâline gelmiştir. Bu ihale pazarından da nasibini öğrenciler, pahalılık olarak almaktadır.
Yine aynı hükümet, temsil yeteneğini kaybetmiş mecliste, bu çocukların velilerinin ödedikleri vergilerden üyelerine “kral sofrası” hazırlatmaktan geri durmamaktadır. Memleketin çocukları kantinden su alacak para bulamazken, milletvekilleri meclis lokantasından evlerine paket yaptırmaktadır. İşte adaletsizlik ve çarpıklık tam da buradan başlıyor. Milletin vekilleri bunu yaparsa, söyler misiniz, kantin işletmecileri ne yapmaz?
Kantinler eğitim ortamının bir parçasıdır; çocukların, gençlerin gün boyu beslendiği, sosyalleştiği, güç topladığı yerlerdir. Ama bugünün gerçeğinde kantinler, yoksulluğun en görünür yüzlerinden biri hâline gelmiştir. Teneffüslerde kantine giremeyen öğrenciler, fiyat listelerine bakıp sessizce geri dönmektedir. Bazıları aç olarak, bazıları ise utançla…
İşin vahameti ise, biz bu manzarayı kanıksayarak “alışılmış” sayıyoruz.
Devletin görevi, öğrencileri piyasanın insafına terk etmek değil, onların yanında durmaktır. Kantin fiyatlarına üst sınır getirmek, mali destek sağlamak, denetim yapmak — bunlar lütuf değil, sorumluluktur. Ama bu sorumluluk unutulmuş; okullar, eğitim yuvası olmaktan çıkıp küçük bir ekonomik eşitsizlik vitrini hâline gelmiştir.
Eğer eğitimde adaletten gerçekten söz etmek istiyorsak, önce bir öğrencinin tostuna, suyuna, ayranına gözümüzü çevirmemiz gerekmektedir.
Çünkü bazen bir okulun adaleti, ders kitaplarında değil, kantin fiyatlarında gizlidir.
Kantinleri ihale yolu ile kullanıcılara bırakmak, kiraların yüksek olmasına ve kirayı çıkarmak için de, kantin işletmecilerinin fiyat arttırmasına neden oluyor. Kantinler, zarar etsi bile, okul aile birlikleri tarafından işletilmelidir.
Zalım siyasetçiler Allah’a hesabınız çok ağır olacak.
Hakkım haram zehir zıkkım olsun
Aç Kalan çocuklar için bir kez daha hakkımız haram zehir zıkkım olsun.