Muharrem Karanfilci yazdı…
Dünyada olimpiyatlar, bilindiği üzere 4 yılda bir yapılır. Olimpiyatlar yapıldıktan sonrada, ülkemizde spor federasyonlarının başkanlık seçimi yapılır. Aslında bu seçim, bir nevi olimpiyatlarda başarı ölçütüne göre, eski federasyon başkanlarının karnesi şeklinde algılanır. Olması gereken aslında da budur. Başarılı isen ve tekrar görev almak istiyorsan, devam edersin. Yok, başarılı değilsen, oy istemeye de yüzün olmamalıdır. Görevin gereği bu olmalıdır.
Geçen Paris 2024 Olimpiyatlarında, ülkemizin marşı hiçbir spor dalında çalınmadan geri dönüldü. Koskoca olimpiyatta, tek bir altın madalya bile alınmadan geri dönüldü. Spor Bakanı, esti gürledi. Kamuoyunun gazını alayım diye, federasyon başkanlarını suçladı. Bunun karşısında, tek bir istifa eden federasyon başkanı bile olmadı. Kimse bu başarısızlığı üstüne almadı. Yüzü kızarmadı. Neyse hadi birkaç ay sonra seçim var. Orada aday olmazlar, bekleyelim dedik. Bekledik.
Şimdi seçim süreci devam ediyor. Bazı federasyonların seçimleri tamamlandı. Bazılarının süreci devam ediyor. Paris 2024’ten ders çıkarılarak mı, bu seçim yapılıyor sizce… Asla… Takip ediyorum, aralarında bir federasyon seçimini kaybedip, diğer federasyon başkanlık seçimine girmeye çalışan, kapı kapı gezen, sözde adaylar var. Koltuk sevdası böyle bir şey olmalı.
Peki; Türkiye’de, federasyon başkanlığı seçimi nasıl yapılır? Ya da buna anlattıktan sonra seçimsizliği de diyebilirsiniz.
- Önce, federasyon başkanlığı seçiminde, aday olabilmek için, oy kullanabilecek toplam delegenin % 10’u kadar destek imzasını toplayabilmek gerekir. Kaç aday adayı varsa, her biri bu sayıya ulaşmak zorundadır. Yani herkes benim seçme ve seçilme özgürlüğüm var diye, seçime giremez. Hal böyle olunca da imza verecek delegelerin karşı taraftan beklentileri olur. Bu beklentileri aday olan karşılamaya çalışır. Kimi yönetime alacağım der, kimi yurt dışına götüreceğim der, kimi hediyeler teklif eder. Bunların hepsi de bana göre ahlaklı olmayan beklenti ve vaatlerdir.
- Eğer delegeler imza vermiyorsa, zorlama ve tehditler başlar. Hatta rakibine imza vermişse, karşı tarafı mükerrer imzaya düşürmek için, zorla imzaları alma çabası içine girer. Çünkü bir delege, tek bir tarafa imza verebilir. Amaç karşı tarafında yeteri imzaya ulaşmasını engellemektir.
- Eğer mevcut federasyon başkanı, tekrar aday olmayı planlıyorsa, son iki yıl müsabakalara girecek kulüpler kurdurur. Bu sayede kendi kurdurduğu kulüplerin oylarını alacaktır. Delegeler genelde son iki yıl müsabakalara katılmış olan kulüplerden seçilir. Yani kendi seçmenini, kendi üretir.
- Yine mevcut federasyon başkanı, yine seçimlere katılacaksa, son iki yıl delege olamasınlar, oy kullanamasınlar diye, kendisine oy vermeyecek olan delegelerin bulunduğu müsabakaları yapmazlar. Buna sebep tasarruf tedbiri der, yeteri katılım yok diyebilir. Ucu açık yani…
- Delege imzalarını toplama sürecinde ya da topladıktan sonra, hükümete yakın parti temsilcilikleri ziyaret edilir. Boy boy resimler çektirilir ki, “bakın ben sizin tarafınızdayım” algısı, ya da delegelere “ben kuvvetliyim, arkamda hükümet var” algısı yaratılır.
- Delegeler de “Allah aşkına, X partisinin, X spor dalı ile ne ilgisi var”, diye düşünmezler. Adını telaffuz edemedikleri spor dalının, başkan adayı ile resim çektiriler. O koltuk bizim, illa bizim olacak, olmazsa olmaz dedikleri koltuklar, algılara yenik düşürülür.
- Bir de ziyaret ettikleri X parti şubelerinden, sağı solu aratırlar sürekli… Destek isterler. Kulüplerin başkanlarını aratırlar. “Bizim adamımız”… Kim, kimin, neyin adamı… Adam kim? Spor nerede kaldı? Hizmet? Hayır, o koltuk bizim olacak, illa bizim olacak.
- Bu arada spora hizmet, çocukların yetiştirilmesi, kadın sporu, engelli sporu, spor dalının geliştirilmesi, kurulların çalıştırılması, yeni projeler, inovasyon, tesis vb. gibi düşünsel ve faydalı hiçbir şeyden söz edilmez. Onlar hele şöyle dursun. Nasıl olsa kervan yolda düzülür ya… Düzülen kervan mıdır?
- Sonra iş, Spor Bakanlığı’ndan icazet almaya kalır. Aday adayları seçimler yaklaştıkça, neredeyse Spor Bakanlığı’nın kapısında yatarlar. Bilirler ki icazet almadan, başkan maşkan olunmaz. Mutlaka onların olurunu almak gerekir. Tabi ki icazet alacakları kişiler de X partinin ya da ona yakın kişilerin, genelde oradaki temsilcileridir. Telkin ve motive telefon trafiği, seçime kadar sürer.
- İcazet önemlidir. En önemli şeydir icazet… Ola ki, seçimi icazet almadan kazandın, vay haline… Çalışamazsın. Çünkü sözde özerk federasyonların bütçesi, yine Bakanlıkça verilir. Bütçeyi alamazsan, zaten faaliyet yapamazsın. Parayı verenin, düdüğü çalması gerek. Çalınan Türk Sporunun geleceği midir, çocuklarımızın geleceği midir?
- Adaylar mı? Bu seçimlerde biraz daha fazla sanki, sporun içinden gelen, sporcu yada antrenör kimliği olan insanların katılımı var. Bu sevindirici ve önemli… Ama ne olduğun önemli değil, siyasi ilişkilerin önemli bu konuda… İcazet yani… Diğer adaylar mı? İş adamı, hafriyatçı, eczacı, inşaatçı, bilmem ne partisinin, bilmem ne başkanı ve bir sürü alakasız meslek kolları…
- Bir de eski bürokrat eskileri var. Artık emekliliği gelmiş, son bir koltukta daha oturayım, derdine düşmüş, bürokrasideki ilişkilerini de kullanarak, aday olmaya cesaret eden kimseler… Çünkü biliyorlar o koltuğu kaybettikten sonra esamesi okunmayacak.
Mesele aslında şu azizim, her devrin adamı, birilerin adamı olabilmekte değil mesele… Mesele adam olabilmekte… Koltuğundan kalktığında da adam kalabilmekte mesele… Hizmet edebilmekte yani… Ürün çıkarabilmekte… Ülkeni sevmekte, bunu aşkla yapmakta mesele… Faydalı olamayacağını düşündüğünde, çekip gitmekte mesele…
Bir başka koltuğun varlığında da, imkânsızlığında da adam kalabilmekte, gereğini yapmakta mesele…
(Nazım Hikmet Ran’ı da anmış olduk bir parça… Saygılarımla…)
Sporumuzun acınası durumu yansımış yazıya. Başarısızlık nedenleri de.
Malesef öyle, sorunu çok uzaklarda aramamak gerek.
Muharrem Karanfilci’nin seçimler hakkında bize karşı böyle korkusuzca bir aydınlatma yazısı yazması gerçekten takdir edilesi. Teşekkürler!
Çok teşekkür ederim
👏👏Yazı çok güzel. Umarım anlaşılır ve dikkate alınır!
Çok teşekkür ederim