Muharrem Karanfilci yazdı…
İnsanlığın var oluşundan bu yana, hep bir şeylerin tarafı olmuşuzdur. Bir şeye taraf olmak, aslına bakıldığında, taraf olduğumuz şeye karşı, bir fikrimiz olduğunun da göstergesidir. Diğer bir deyişle kendi doğru bulduklarımız, doğrularımızdır.
İşte tam da bu noktada, fikir ayrılıkları ve bölünmeler başlar. İnandığımız ve taraf olduğumuz konular kişilere göre farklılaşabilir. Farklılaştıkça da çatışmalar başlar. Fikir ayrılıkları oluşur. Tarihe bakıldığında, bunun ne denli anlaşılır olduğu görülecektir. Siyasi akımlar, fikir ve sanat akımları, bunlara en güzel örneklemlerdir.
Bunun kime ne zararı vardır?
Peki, bu kötü bir şey midir?
Asla… Bir fikre karşı, tabanı ve gerçekliği olan karşıt bir duruş, bilakis gelişime ışık tutacaktır. Daha iyiyi, daha doğruyu, daha mükemmeli arayış içine itecektir. Bu da o konuda gelişimin anahtarı olacaktır. Tersi de olabilir tabi ki… Karşı düşüncenin, yanlış olduğunu düşünmek, kendi doğrularına daha sıkı sarılmaya da itebilir.
Bunun elbette içinde bulunulan durumdan, hoşnutsuzluk ya da yetersiz bulma hali ile de ilgisi vardır. İnsan bu anlamda, hoşnut olacağı şeylerin, kendisini daha fazla tatmin edeceği olguların peşine düşecektir. Bu durum olgu, düşünce ya da bir metanın, kendisini yansıttığını, bundan mutlu olduğunu hissettiği zamanda, onun esiri olacaktır. Bu sadece kişiyi bağlar. Bir de aynı fikirde olanları…
Burada asıl beklenti, her ne düşünce de olursa olsun, saygı duyabilmektir. Bu maalesef günümüz toplumunda ve her alanda ütopik bir kavram haline gelmeye başlamıştır. Çünkü insanlar artık, hangi düşünce olursa olsun, yanlış ya da doğru olsun, en küçük yapı taşına haline getirilmiştir. Doğru da olsa, yanlış da olsa onu savunacaksın. Bunu günümüz toplumunda siyasi partilerde ve futbol kulüplerinde açıkça görebilirsiniz.
Doğruyu ve sizi mutlu eden fikir ya da metaları aramakla ile çıktığınız masum yolculuğunuz, artık sona ermiştir. Geçmiş olsun. Artık siz bir taraftar oluvermişsinizdir. Bu sizin üzerine yapışmış ve onunla anılır olmuşsunuzdur. Artık anılır olduğunuz şeyleri, yanlış da olsa savunmaya başlarsınız. Başkasının doğrularını savunur, yanlışları görmezden gelir, hatta yanlışlarını bile savunursunuz. Bakın çevrenize, ne kadar çok olduklarını göreceksiniz.
Sonuç olarak da kendi doğrularınız, kendi düşünceleriniz sandığınız ve savunduğunuz şeyler, aslında size dayatılanlardan başka bir şey değildir. Zaman zaman kendinizi tartıya vurduğunuzda, ya da en yakınınızdakileri kırdığınızda, ya da şiddete varan eylemler yaptığınızda, vicdanen sıkıntı duyacaksınızdır. İçiniz acıyacaktır. Ama korkmayın, geçecektir. Alışacaksınızdır. İşte toplumsal yozlaşma ve şiddette burada başlayacaktır. Gerçek doğrular karşısında, vicdanınız sızlamıyorsa, artık savunduğunuz şeyin holiganısınızdır da…
Elbette geçmişte bir şeyin tarafıydınız, bundan sonra da tarafı olacaksınız. Taraf olmak doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir. Taraftarlık ise, size dayatılan her şeye, onların istedikleri gibi söylemektir. Yani her koşulda, onların düşüncesinin tarafında olmaktır.
Türkiye’de taraftar olmak, son zamanlarda hiç bu kadar keskin olmamıştı. Bu hayatın her yerine sirayet etmiş durumda… Siyasi partiler ayağında da, takım tutma boyutunda da benzer şeyler yaşıyoruz. Takım tutar gibi parti, parti tutar gibi siyaset…
Aslında siyaset ve spor ilişkisi çok da yabancı gelmemelidir bize… Büyük derbilerin temeline bakıldığında, bunların çıkış temellerinin genelinin, siyasi farklıklar, sınıfsal ayrılıklar ve dinsel motifler olduğu görülecektir.
Örneğin siz, Glascow şehrinde, Katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş olsaydınız, Protestan Rangers taraftarı olmanız, neredeyse imkânsız olacaktı. Ya da Arjantin’de, kenar mahallede bulunsaydınız, Boca Juniors taraftarı olarak, zengin River Plate’lilere karşı kininiz hep diri olacaktı. Katalan Barcolona’ya ne demeli… Kendinize Katalunya Milli Takımı diyerek, kralın takımı Real Madrid’e karşı duruş sergilemeyecek miydiniz? Onun için kendi coğrafyamızda tuttuğumuz takımın çok da bir önemi yok. Sevebilirsiniz. Sempati duyabilirsiniz. Coğrafya kaderinizdir, sözü ciddiye alınsa da mutlak doğrunuz olmamalı…
Bun örneklerden o kadar çok ki… Say say bitmez. Her derbinin temelinde, aşağı yukarı bunlar ve karşıt görüşler vardır. Bunun gelişmişlikle ya da demokrasi ile de ilgisi yoktur. Bireye indirgediğimizde, almış olduğu eğitimle, kültürel birikimi ile de ilgisi yoktur. Tek tema vardır. Her ne olursa olsun, öyle ya da böyle biz kazanalım. Nasıl olduğunun bir önemi yok.
Hak etmek nerede kaldı, saygı nerede?
Vicdan pazara mı çıktı?
Ha bir de taraf olmazsan, bertaraf olursun diye korkuturlar. Korkmayın. “Korkma” diye başlıyor hani, İstiklal Marşı… İşte onun gibi…
Elbet taraf olacağız. Tabi taraf olacağız. Hep de olacağız. Adaletin, hakkın, doğrunun tarafında…
Elbet, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet’in tarafında…