Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…
31 Ekim’de Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinden bir şehadet haberi daha geldi. Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, hudut geçişine müdahale sırasında açılan ateşle yaralanmış, helikopterle kaldırıldığı Hakkâri Devlet Hastanesinde kurtarılamamıştı.
Millî Savunma Bakanlığının 31 Ekim tarihli ilk açıklamasında şehidimizin adı, görev yaptığı birlik ve kaldırıldığı hastane var. “Bir hudut geçiş olayına müdahale sırasında açılan ateşle” yaralandığı belirtiliyor. Ateşi kimin açtığı ise açıklanmıyor.
Askerimizi kim şehit etti?
NASIL OLMUŞ OLABİLİR?
Hudut bölgelerinde görev yaptım. Sınır ötesindeki birliklerimin ikmal sorumluluğunu da taşıdım. O coğrafyada “hudut geçişi” ifadesinin ne kadar geniş bir anlam taşıdığını bilirim. Geçişin niteliğini ve müdahale sırasında ne yaşandığını öğrenmeden, bir askerimizin nasıl şehit olduğunu anlayamayız.
Hududu geçmeye çalışanlar kimdi? Kaçak malzeme taşıyanlar mı, insan kaçakçıları ve onların geçirdiği insanlar mı, yoksa terör örgütü mensupları mı? Kaç kişiydiler, hangi yönde geçiş yapmaya çalışıyorlardı? İlk açıklama, geçişin Türkiye’ye giriş mi, Türkiye’den çıkış mı olduğunu da söylemiyor.
Kaçakçılığın çeşitli sivil faaliyetlerin arasına gizlenebildiğini, arazinin bu faaliyetlerin biçimini etkilediğini biliyorum. Sınır ötesinde yürütülen sivil nakliye ve çalışma faaliyetlerinin arasına da kaçak malzeme karıştırılabiliyor. Görev yaptığım dönemden önce yaşandığı bana aktarılan bir hadisede, kaçak malzemenin içi oyulmuş kütüklere gizlendiği anlatılmıştı.
Arazinin yapısına göre katır, eşek veya atlarla yapılan taşımalar da vardır. Bazı geçişlerde sınırı yalnızca kaçak yükü taşıyan hayvan aşar. Dolayısıyla her mal geçişinde hududu doğrudan geçen bir insan bulunmayabilir. Bu ayrıntılar, “hudut geçişi” denilen hadisenin niteliğini anlamak bakımından önemlidir.
Görev yaptığım sahalardaki gözlemim, mal kaçakçılığı yapanların genellikle silah taşımaktan kaçındığı yönündeydi. Silahla yakalanmanın doğuracağı ilave sorunları hesaba katarlardı. Bu gözlemden bütün kaçakçıların silahsız olduğu sonucu çıkmaz. Geçiş yapanların kim olduğu ve silahlı olup olmadığı bu olay özelinde açıklanmalıdır. Aynı hudut hattında kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtığı kaç olayın kayıtlara geçtiği ve bu olaylarda failler hakkında hangi tespitlerin yapıldığı da açıklanmalıdır.
Peki, Mehmetçiğimiz geçiş yapanların açtığı ateşle mi vuruldu? Müdahale sırasında kendi unsurlarımızdan çıkan bir mermiyle kazaen yaralanmış olabilir mi? Bir silah kazası veya kendisinin ateşlediği merminin bir kayaya ya da başka bir yüzeye çarpıp sekmesi söz konusu olabilir mi? Bunların bu olayda yaşandığını gösteren bir bilgiye sahip değiliz. Açıklama bu soruları cevaplamaya yetmiyor. Bu sorular incelemeyle aydınlatılmalı.
Ateş hangi silahtan, hangi noktadan ve hududun hangi tarafından açıldı? Geçiş engellenebildi mi; olayla ilgili yakalanan var mı?
Açıklamadaki “Hakkâri Devlet Hastanesi” ifadesi beni geçmiş yıllara götürdü. Hakkâri’de askerî hastanemiz vardı. Orada çok sayıda Mehmetçiğin hayata döndürüldüğünü, ağır yaralanmalara müdahale edildiğini iyi bilenlerdenim.
GATA’nın kapatılması ve askerî hastanelerin devriyle yılların harp cerrahisi birikimini taşıyan kurumsal yapı dağıtıldı. Bir eğitim programının varlığı, sayısız vakaya birlikte müdahale etmiş ekiplerin tecrübesinin korunduğunu göstermez. O birikimi dağıttıktan sonra yerine ne koyduğunuzu da sorgulamak zorundasınız.
Bu olayda ilk müdahale, tahliye ve tedavi sürecinde ihtiyaç duyulan uzmanlık ve imkânlar zamanında sağlanabildi mi? Askerî sağlık sisteminde kaybettiklerimizin sonuçlarını bu açıdan da değerlendirmek gerekir.
‘DRON ÇARPTI’
23 Nisan 2025’te şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Berat Mecit Day’ı hatırlıyorum. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Meclisteki resepsiyonda gazetecilere, “Dün bir tane dron attılar, o da bizim Mehmetçiğe çarptı” demişti. Bir askerî saldırının gündelik bir çarpma hadisesi gibi anlatılmasını toplumda azımsanmayacak bir kesim yadırgamıştı.
Hakkını teslim edelim: Bakanlığın o olaya ilişkin yazılı açıklamasında, terör örgütü mensuplarının saldırısı açıkça belirtilmişti. Dolayısıyla eleştirim, kullanılan sözlerin şehadetin ağırlığını taşımamasınadır. Yusuf Sait Ünlü hakkındaki açıklamada ise ateşi açanın kimliğini ve olayın niteliğini bilmiyoruz ve her vatandaş gibi öğrenmek istiyoruz.
Bugün adına “Terörsüz Türkiye” denilen bir süreç yürütülüyor. Bu gidişata ilişkin kaygılarımı daha önce “Teröristli Türkiye” sözleriyle dile getirdim. Hiçbir siyasi süreç, bir şehadetin nasıl gerçekleştiğinin şeffaf bir şekilde açıklanmasını ikinci plana itemez. Gerçek, hangi siyasi beklentiyi rahatsız ederse etsin ortaya konulmalıdır.
Bir fonda kaybettiği parayı geri almak için her kapıyı çalan vatandaşın, kendisi için nöbet tutarken can veren askerin akıbetini de aynı ısrarla sormasını bekliyorum. Kendi hesabımızı takip ederken gösterdiğimiz dikkati, bir Mehmetçiğin yarım kalan hayatından esirgemeyelim.
Yönettiği bir belediyeye yönelik adli işlemde bütün siyasi imkânlarını kullanan muhalefetten de şehadet haberindeki cevapsız soruları takip etmesini bekliyorum. Bu soruyu yöneltenler var. Onların sesini çoğaltmak, Meclisin denetim imkânlarını kullanmak ve verilecek cevapların takipçisi olmak gerekir. Bir başsağlığı mesajıyla sorumluluk tamamlanmıyor. Tamamlanmamalı.
İktidarın sorumluluğu ise elindeki bilgiyi açık, anlaşılır ve zamanında paylaşmaktır. Bakanlığın yayımladığı taziyeye, olayın aydınlatılmasına ilişkin bilgi de eşlik etmelidir. Kamuoyunun cevapsız bıraktığınız yerde tahminlerle konuşmasını istemiyorsanız, neyin bilindiğini ve neyin araştırıldığını söyleyeceksiniz. O soruyu soran, evladını devlete emanet etmiş millettir.
Ailenin acısı bir taziye metnine sığmaz. Cevap bekleyen soruları da o metnin içinde kaybolup gitmeye bırakamayız.
ŞEHİDİN ARDINDAN ÇİRKİN SÖZLER
Önümde bir sosyal medya paylaşımının ekran görüntüsü var. Cenaze taşıma görüntüsüyle birlikte “Zap’tan kargom geldi” deniliyor; bir şehidin nişanlısı cinsel içerikli ifadelerle aşağılanıyor.
Şehidin adının ne olduğu bu aşağılamanın ağırlığını değiştirmez. Bu dil, bütün şehitlerimizin hatırasına ve yakınlarının onuruna yönelmiş bir saldırıdır.
Bu sözlerde Mehmetçiğin ölümüne sevinen PKK zihniyetini görüyorum. Böyle bir düşmanlığı besleyen terör örgütüyle masaya oturmayı “kardeşlik” diye sunanların şehit ailelerine de verecek bir cevabı olmalıdır.
Paylaşımı yapanın kimliği ve varsa örgütsel bağlantıları araştırılmalı. Devlet, şehidinin hatırasına ve yakınlarının onuruna sahip çıkmalı; bu aşağılık davranışın hesabını hukuk önünde gecikmeksizin sormalıdır.
SORUŞTURMA YAPILIYOR MU?
Mehmetçiğimizin şehit olduğu bu olay sonrasında adli ve idari soruşturma başlatıldı mı? Başlatıldıysa hangi aşamada, şu ana kadar ne tespit edildi? Olayın oluş şekli, ateşin kaynağı ve yaralı tahliyesi hakkında paylaşılabilir bilgiler açıklansın. İncelemeler ilerledikçe kamuoyu bilgilendirilsin. Millet, kendisi için can veren evladının akıbetini bilmelidir.
Yusuf Sait Ünlü’ye rahmet, ailesine ve silah arkadaşlarına sabır diliyorum. Onun adını bu hazin haberle öğrendik. Şimdi bu şehadetin bütün yönleriyle aydınlatılmasını, varsa kusuru ve sorumluluğu bulunanlardan hesap sorulmasını istiyoruz.
Bir şehidi toprağa vermek, o şehadetin hesabını kapatmaya yetmez.










