Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Cumhuriyetin inşası sürecinin neresindeyiz?

Cumhuriyetin inşası sürecinin neresindeyiz?

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Cumhuriyetin ilanından bu yana 102 yıl geçti. Cumhuriyetin inşası sürecinin neresindeyiz?

Bu yazıda, her 29 Ekimde duymaya alıştığımız, korumaya ant içtiğimiz, okunan dokunaklı şiirlerin, asılan bayrak ve posterlerin yarattığı coşku içerisinde sormadığımız, sormaya gerek duymadığımız bir soruyu sorup, yanıtlamaya çalışacağım. Soru şu, her 29 Ekimde kutlayıp, korumaya ant içtiğimiz cumhuriyeti, gerçekten, Atatürk’ün hedeflediği nitelikleriyle kurabildik mi? Farklı bir ifadeyle söylersem, 29 Ekim 1923’te çıkılan Cumhuriyeti kurma, tüm kurumlarıyla ve varsayılan öngörülen tüm nitelikleriyle var etme yolculuğunda, geçen 102 yılın sonrasında neredeyiz?

Bu soruya yanıt vermek için öncelikle yapılması gereken şey, 29 Ekim 1923’de gerçekleştirilen şeyin, Cumhuriyetin, amaçlanan tüm nitelikleriyle bir anda var olması anlamına gelmediği, 29 Ekim 1923 tarihinin, varılmak istenilen hedefe ulaşmak üzere çıkılan yolculuğun başlangıcı olduğu. Siyasi, idari, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıların, hele ki uzun yılların yanlışlarıyla çürümüş, birilerinin hasta adamı haline gelmişse bir anda değişemeyeceği, değiştirilemeyeceğinin farkına varılması, sürecin hızlandırılmasının, ancak bazı katalizörlerin yani hızlandırıcıların kullanılması ile mümkün olduğu.

Cumhuriyetin kuruluşu açısından bakıldığında bu katalizörler, Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında, 1924 Anayasası ile başlayan süreçte, hızla devreye sokulup, bazı aklıevvellerin yavaş gidelim, toplumu gereriz şeklindeki karşı çıkışlarına ya da süreci yavaşlatma ve zaman içerisinde yok etme gayretlerine karşın hızla tamamlanmaya çalışılan devrimlerdir.

En bilinenlerini kısaca tekrar edersek, eğitim ve kültüre dair, her yaştan vatandaşı okuryazar yapmak, sanat ve kültürle ilişkili hale getirmek için Halk Evleridir, ağanın ve tarikat şeyhlerinin kölesi yapılmış köylüyü, milletin efendisi yapmak için Köy Enstitüleridir. Tüm bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek, eğitimi din tüccarlarının elinden kurtarıp, laikleştirebilmek yani fikri ve vicdanı hür bireyler yetiştirebilmek ilim ve fene ulaşmayı kolaylaştırmak için harf devrimidir. Hedefi, Cumhuriyeti ilelebet payidar kılmak olan büyük toplumsal dönüşümün temeli olarak, tüm halkı kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılan zorunlu yaygın, laik, ücretsiz ve kamusal eğitimdir, Tevhidi Tedrisat yani eğitimde birlik yasasıdır. Sağlık ve sosyal yaşama dair olarak, sağlıkta bina ve yetişmiş insan açığının kapatılması için yeni tesislerin, her kademede sağlıkçı yetiştirecek okulların açılması ve ülke geneline ücretsiz ve kamusal bir hizmet olarak yaygınlaştırılmasıdır, toplumu kıran, toplumun geleceğini yok eden salgınlarla yaygın, halk katılımıyla örgütlenen mücadeledir. Devrimlerin, dış müdahaleler olmaksızın uygulanabilmesini, kurumsallaşabilmesini, toplum yaşamında kök salabilmesini sağlayacak, bağımsız ve kamusal ekonominin inşası, aynı zamanda birer meslek okulu olan kamusal işletmelerin kurulması, hızla yaygınlaştırılan milli demiryolları ile birbirlerine bağlanarak, Anadolu geneline yaygınlaştırılması, toplumu aşiret ve tarikatların insafına terk eden, yüzlerce yıllık geri kalmışlık tuzağının kırılması çabalarıdır. Osmanlının vergi ve asker almak dışında yüzüne bakmadığı Anadolu’nun ve Trakya’nın kırını, köylüsünü, tarımını geliştirmek, tarımda dışa bağımlılığı azaltmaktır.

Yani, Atatürk’ün,29 Ekim 1934 yılı Cumhuriyet Bayramında,“Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!”diyerek başladığı 10. Yıl Nutkunda gururla ifade ettiği, hedefi tam bağımsızlık olan yolda, o güne kadar alınan mesafeden duyulan gurur, varılması için daha çok mücadele edilmesi, çalışılması gereken hedeflerdir.

Cumhuriyet, Osmanlı’dan farklı olarak, devletin, vatandaşla kurduğu ilişkide, yasalar önünde eşitliğinin esas olduğu, etnik ve dini kimliklerle bölünmemiş, bu nitelikler bahane edilerek birbirine düşürülemeyecek, müreffeh ve aydın bir toplum, sosyal ve ekonomik politikalar açısındansa, öncelikle “kimsesizlerin kimsesi” olan bir devlet yapısı yaratma vaadidir.

Ve beklendiği gibi tüm bu vaat ve bu vaadi gerçekleştirme yönlü çaba ve başarılar, eski düzenden nemalanan işbirlikçi tüccarların, din tacirlerinin, vatandaşı kendi yurdunda köle yapan etnik ve dini bölünmeden beslenen feodal ağalık sisteminin tepkisini çekmiş, dış güçler destekli olarak, devrimleri baltalamak için her türlü komplo ve ihanet devreye konulmuştur. Şeyh Sait İsyanı, Derviş Mehmet ve arkadaşlarının Menemen’de gerçekleştirdikleri katliam ve daha nicelerinin tek amacı, devrimlrle mümkün kılınan değişimi engellemek, böylece, yüz yıllardır ellerinde tuttukları, ekonomik getirileri de oldukça büyük olan siyasi gücü, ekonomik, sosyal ve siyasi ayrıcalıklarını, kaybetmemektir.

Şüphesiz ki, Cumhuriyeti kuranlarda bu tehlikenin farkındadır ve emperyalizm destekli bu kalkışmalar, kolluk güçlerinin müdahalesiyle daha işin başında bastırılmaya, yok edilmeye çalışılmıştır ve hiç kuşku yok ki, bu hiçbir koşulda gayrimeşru sayılamayacak, meşru bir mücadeledir. Ancak bu konuda asıl başarıyı sağlayacak husus, kolluk kuvvetleriyle yapılacak mücadeleden daha çok, ideolojik mücadeledir ve bu mücadelenin siyaseten yapılması gerekir ki, Cumhuriyet Halk Partisinin kuruluş amacı da budur.

Nitekim cumhuriyeti kuranlarda bu yoldan gitmiş, cumhuriyetin hedeflenen niteliklere sahip olması ve iç ve dış saldırılarla baş edilebilmesi için gidilecek siyasi yolun ideolojik çizginin ana hatlarını da 6 Ok ile ifade ettikleri ilkelerle ifade etmişlerdir. Eğer Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimci olur ve bu niteliklerimizi korursak, bu ilkelerle gidilen yolun sonunda, milleti de yanınıza, alarak, bağımsız cumhuriyeti, amaçlanan nitelikleriyle ilelebet var ederiz denilmiştir..

Bu çok doğru bir tespittir ve tam da bu yüzden, cumhuriyet düşmanlarının da hedefinde hep bu ilkeler yer almış, silahla baş edemeyeceklerini anladıkları cumhuriyetle mücadeleyi, bu ilkeler eksenli olarak siyasi arenaya taşımışlardır.

Cumhuriyet henüz kuruluşunu tamamlayamadan, kişisel ve gurupsal çıkarlarını korumak/kaybetmemek isteyenlerin, esas olarak dış destekli saldırılarına açık hale getirilmiş, cumhuriyetin değerleri ve hedefleri karşıtlığında birleşen, büyük tüccar, din taciri, etnik bölücü, toprak ağası ve Osmanlı münevveri kalıntıları cumhuriyeti boğmak için topyekun saldırıya geçmiştir.

İlk büyük saldırı, hemen Atatürk’ün vefatı sonrasında gelmiştir ve bu noktada vazgeçilen ilk ilke de devrimcilik olmuştur. Bunun gerekçesi, devrimlerin başarıya ulaşmış olduğu söylemidir ve tabii ki, vazgeçişin, boyun eğişin gerekçesi olarak kullanılan bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır ve bizatihi, o dönemki CHP yönetimi tarafından yapılan bu büyük hatanın/vazgeçişin/zayıflığın, sonucu ağır olmuştur.

Devrimcilikten vazgeçmek, aslında tüm devrimleri henüz tamamlanmadan yarım bırakmak, olduğu kadarla yetinmek, hamasi şekilde tam tersi söylenmeye devam ediliyor olsa da, fiilen karşı devrimci güçlere teslim olmaktır. Nitekim öyle de olmuştur. Laiklik ve devletçilik dahil, cumhuriyetin niteliklerine ilişkin en temel konularda verilen onca tavize, Demokrat Partiye benzemeye çalışmaya karşılık, Demokrat Partinin iktidar olması engellenememiştir. Engellenememiştir çünkü devrimlerin sahibi, öncüsü olmaktan vazgeçen CHP yönetimi, artık kendi seçmeni dahil, kimseye güven vermemektedir.

Cumhuriyetin nitelikleri yani devrimler ve onun siyasi programıyla ilgili olarak, yine CHP’nin, içerisinde olduğu, onlar işin içinde olmasa gerçekleştirilemeyecek bir diğer kırılma noktası, pek çok açıdan ileri gidiş olarak da niteleyebileceğimiz 1961 Anayasası ile gerçekleştirilmiştir. 1924 Anayasası’nda, 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle; 2. maddeye devletin nitelikleri olarak “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır.” şeklinde sokulan Altı Ok’un, Cumhuriyetin, özellikle kimsesizlerin kimsesi olmasını sağlama amacıyla doğrudan ilgili üçü, devrimcilik (inkılapçılık), halkçılık ve devletçilik ilkesi Anayasadan çıkarılmış, Cumhuriyet ve devrimlerden vazgeçiş süreci devam ettirilmiştir.

Anayasada yapılan bu değişiklik ya da geriye gidiş sonrası, birinci kırılma, 1960’ların ikinci yarısından itibaren, devrimlerin ideolojik sahibi olması gereken CHP’nin de Anayasa’da izledikleri yolu izleyerek devrimcilikten, devletçilikten ve halkçılıktan vazgeçip, evrimci yani sosyal demokrat olmasıyla gerçekleşmiştir. CHP açısından yaşanan bu geri dönüş, 12 Mart 1972 Muhtırası’nı da yapılabilir kılan şey olmuştur. Nitekim söz konusu muhtıra sonrasında yapılan Anayasa değişiklikleriyle, 1960 Anayasası ile verilen demokratik haklar, ciddi oranda geri alınırken, bu geri alma süreci, 12 Eylül 1980 darbesi ve bu darbenin ürünü Özal’ın ANAP’ının, Anayasa tanımaz icraatlarıyla sürdürülmüş, zorunlu din dersleriyle laiklik ilkesi sürecin sonuçlandırılması işi ise, sosyal demokrat olmuş CHP destekli ve yine demokrasi maskesiyle gerçekleştirilmek üzere, bir anda kurulup, bir anda iktidar oluveren AKP iktidarına bırakılmıştır.

Gelinen noktada, yaşanan 85 küsur yıllık bu deformasyon sürecinin sonunda elde ne demokrasi, ne de başta hedeflenen nitelikleriyle cumhuriyet kalmış, devrimler ve Altı Ok karşıtı güçler ittifakı, Atatürk’ün ölümüyle başlayan süreçte kendi “cumhuriyetlerini” kurma noktasına gelmişlerdir. Bu gün hedefte olan Atatürk’ün millet tanımı ve bu tanımın gereği olan üniter devlettir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 29 Ekim 2025, 20:34

    Karanlık olup pazarın kalkmasını bekliyoruz. Arta kalanlardan yavrularımıza yiyecek birşey buluruz diye.

  2. 29 Ekim 2025, 18:23

    29 Ekim 1923 ruhununun nasıl yok edildiğinin özlü tarihi açıklaması olan yararlı yazı için teşekkürler, selamlar saygılar.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!