Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. ‘Demokrasi’ / ‘Cumhuriyet’

‘Demokrasi’ / ‘Cumhuriyet’

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Çok kısa olarak “cumhuriyet” kavramının esasını, ulusun, egemenliğini kendi elinde tuttuğu, egemenliği doğrudan kendisi ya da seçilmiş temsilcileri eliyle kullandığı bir idare şekli ve toplumda ayrıcalıklı sınıfların olmaması olarak açıklamak mümkün olduğu gibi, Fransız Devriminin sloganı, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” idealiyle/hedefiyle de açıklamak mümkün.

Ancak sanırım en güzel açıklama, Cumhuriyeti “kimsesizlerin kimsesi” diyerek tanımlayan, Yeni Cumhuriyeti, devrimlerle tam da bu hedefe uygun olarak yapılandıran Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ünki.

Tam da bu nedenledir ki, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu, devrimlerle şekillendirdiği cumhuriyet, vatandaşlarını etnik ya da dini kimlikleriyle tanımlamayan, Belediye Meclis adaylarını, şecaat arz edeyim derken sirkatin söyleyen Veli Ağbaba’nın dediği gibi etnik kimliği Kürt ya da Türk olduğu için değil, liyakatlerine bakarak seçen bir Cumhuriyettir.

Tam da bu nedenle, Sırrı Süreyya Önder’in, “Allah, her alandan haşa silinirken, devlet kendisini Allah’ın yerine koymuş ve kendisine karşı işlenen suçlar için kendisini Allah ile bir tutup had çizmiştir.” diyerek, dini kuralların toplum yaşamına esas olmasını da olumlayan gerici, anti laik ve tabiî ki iftira atan, gerçekleri çarpıtan söylemlerine karşın, bu ülke halkını, etnik ve dini kimliği ne olursa olsun cumhuriyetin eşit vatandaşları olarak gören, ama özellikle etnik ya da dini kimliğine bakmaksızın, güçsüzün, kimsesizin devleti olduğunu ifade eden bir Cumhuriyettir.

Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu, devrimlerle şekillendirdiği Cumhuriyet, tam da bu nitelikleri nedeniyle, kurulduğu günden itibaren, Cumhuriyetin ilanı ile ayrıcalıklarını kaybeden iç ve dış güçlerin hedefi olmuştur. Tam da bu nedenle, din tacirlerinin, savaş zamanları vatandaşın toprağına çökmüş toprak ağalarının, geçmişte ekonomik ve sosyal konumları nedeniyle güç sahibi olup, Yeni Cumhuriyetin efendisi, kimsesizi, köylüyü hor görenlerin, kendini bu cumhuriyetin sıradan vatandaşı olmaktan çok, Avrupa’nın, Amerika’nın zengin çevrelerinin parçası gören/zanneden, ülkenin madenini, tarım ürünlerini yabancıya satarak zengin olan tüccarın sevmediği, çok “demokrat” bulmadığı bir cumhuriyet oldu.

O kadar sevmediler ki, ilk günden itibaren, sırf kafalarındaki “demokrasiyi” kurmak için emperyalizmle iç içe bu cumhuriyeti yıkmak için çaba sarf ettiler. Şeyh Sait Ayaklanması, Kubilay ve arkadaşlarının şehit edilmesi, ekonomik bağımsızlık idealinin sonunun başlangıcı olan, ABD’li “uzmanlar” destekli 1948 İstanbul İktisat Kongresi ismini verdikleri, özünde Şeyh Sait dinci bölücü ayaklanmasından, Kubilay cinayetinden farklı olmayan ekonomik başkaldırı, tam da bu yüzden gerçekleştirildi. Bu kongre, dışarıda Sevr’i dayatan ülkelerce, içeride Sevr taraftarı kesimlerce desteklendi.

Acı olan ise cumhuriyetin bu iki temel niteliğinin de, Atatürk’ün hemen ölümü sonrasından başlanarak aşındırılması, yeniden din tacirlerine, yabancının ekonomik çıkarlarının “yerli” temsilcisi İstanbul sermayesine, toprak ağalarına “özgürlük” tanınmaya başlanmasıdır.

Bu “özgürleşme” sürecinin siyaseten sonucu, herkesin çok iyi bildiği gibi çok partili sistem oldu. Bu yeni sistemin/”demokrasinin” sahibi, patronlar, toprak ağaları, din tacirleri ve taşra eşrafı olurken “kimsesizler”, demokrasi oyununun dışında kaldı. Orhan Veli Kanık’ın Yaprak Gazetesi’nde, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 seçimlerinin hemen ertesinde yayınlanan 26. sayısında, “Seçimler Bitti” başlığıyla yazmış olduğu yazı, herkesten oy alacağını zannederek cumhuriyetin kurucu ideolojisinden vazgeçme hastalığının başlangıcının tam da o dönemde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

“Türk Düşününde Batı Sorunu” isimli kitabında, söz konusu dönemi ve o dönemki CHP politikalarını değerlendiren Niyazi Berkes’in görüşleri de, Orhan Veli ile büyük ölçüde benzer. Berkes’e göre; “Partiler siyasi ideolojilere, ekonomik prensip ve programlara inanmadıklarından iktidarda kalmak ya da iktidara gelmek için, görünüşte bütün ulusu temsil etme gibi siyasal tekelcilik iddia ederken gerçekte üstün güç unsurlarına dayanma yoluna giderler”.

Başta da yazdım, Berkes’de, “üstün güç unsurlarına dayanma” derken aynı şeyi söylüyor. Egemenlerin demokrasisinin sürmesi için gereken bir diğer şey ise dışarının parası ve dışarının siyasi desteğiydi. Egemenler bu destekle serpilip, gelişirken feda edilmesi gereken şey de, Cumhuriyetin tam bağımsızlık hedefi oldu doğal olarak.

Neyse, sonuç olarak, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet, daha kurulmasının üzerinden 27 yıl geçmişken, “demokrasiyi kurma” adına, kimsesizlerin kimsesi olma hedefinden, gerçek eşitliğin olmazsa olmazı laiklikten ve tam bağımsızlık ülküsünden uzaklaşmaya başladı.

Kimsesizler unutuldu, egemenlerin “demokrasisi” kuruldu, tam bağımsızlık yanlılarının, antiemperyalist solcuların, gerçek Atatürkçülerin yurtlarından sürüldüğü, yok edildiği bir “demokrasi”, ülke yönetimine çöreklenmiş oldu. Zaman geçti, ülkenin yönetimine çöreklenmiş bu demokratlar daha fazlasını istemeye başladı. Ulus bilincini, ulus devleti ve laikliği savunmak, “demokrasi” karşıtlığı olarak tanımlanmaya başladı. Gerçek eşit yurttaşlığın olmazsa olmazı, herkese eşit ve standart kamusal, ücretsiz eğitim hakkı, toplum sağlığını Anadolu’nun dört bir yanına ulaştıran sağlıkta sosyalizasyon uygulamaları, ayrıcalıklıların, ayrıcalıklı hizmet almasını engellediği için demokrasi karşıtı, diktatörlük alametleri olarak topluma sunulabildi ve tabi ki yok edildi.

Ve en sonunda sıra, 8 maddelik DEM açıklamasında da açıkça ifade edildiği gibi ve DEM’in, açıklamasında katkılarından dolayı teşekkür etmeyi borç kabul ettiği siyasilerin iş birliğiyle (Biz DEM’in yalancısıyız) devlet yapısının değiştirilmesine, halkın etnik ve dini kimliklerle tanımlanmasına yani nasıl oluyorsa “demokratikleştirilmesi” aşamasına geldi.

https://www.veryansintv.com/pkknin-kongre-duyurusunun-ardindan-dem-partiden-aciklama-bu-bir-son-degil-yeni-bir-baslangic

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Demokrasi diye diye Cumhuriyeti kemirdiler yıllarca.
    Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetten ilk sapmalar İsmet İnönü ile başlar. Bu konu Türkiye’de yeterince konuşulmaz ve yazılmaz nedense.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!