Muharrem Karanfilci yazdı…
2024 Paris Olimpiyatları’nda marşımızı dinletemeden yurda dönmüştük. Tek bir altın madalya dahi kazanamadık. Bu kadar beşeri kaynağın olduğu bir ülkede, en büyük propaganda aracı olan olimpiyatlarda, altın madalya kazanamamak, bir şeylerin yolunda gitmediğinin en çarpıcı göstergesiydi.
Bunun da tek sorumlusu Gençlik ve Spor Bakanlığı’dır. İzlediği yanlış spor politikalar, kurum içindeki liyakatsiz atamalar, ahbap çavuş Federasyon Başkanlığı seçimleri, kaynakların doğru kullanılmaması, siyasi kadrolaşmanın arka bahçesi haline gelmesi, bunun en büyük sebepleridir. Türk sporunun en büyük sorunu yapısaldır.
Son günlerde spor kamuoyunda sık sık dile getirilen ancak doğruluğuna inanmak istemediğimiz bir devşirme dalgası ile karşı karşıyayız. Daha önce farklı spor dallarında da karşılaştığımız, yabancı sporcuları Türk vatandaşı yaparak yarıştırmak, nereden bakarsanız bakın, spor etiğine aykırı, Türk sporcusuna ve antrenörüne hakarettir. Ayrıca, ilgili federasyonlar ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kendini inkârıdır.
Daha önce atletizmin farklı dallarında gördüğümüz Afrikalı sporculara, şimdi de disk ve gülle atma dalında Jamaikalı sporcular eklenmektedir. Jamaika’nın son Paris Olimpiyatları’nda, disk atma branşındaki ilk altın madalyasını kazanan Roje Stona ve gülle atma da bronz madalya kazanan Rajindra Campbell, resmi olarak Türkiye adına yarışma kararı almışlardır.
Almış oldukları bu karar Sportmax ve TVJ Sports tarafından dünya ve atletizm kamuoyuyla 19 Haziran 2025 tarihinde paylaşıldı. Reuters muhabiri Kayon Raynor da haberleştirdi. Yurt içinde yazılı ve görsel medyada çok fazla haber yapılmazken, görüşmelerin gizliliği dikkat çekti.
Şimdi bana; ne var bunda, Türkiye adına yarışmak istemişler, Türk vatandaşı olacaklar, yarışabilirler, diyebilirsiniz. Olayın vahameti tam da burada ortaya çıkıyor.
Bu sporcuların ülkemiz adına yarışmaları için, uluslararası atletizm çevrelerinde güçlü bağlantıları bulunan ve tanınmış Amerikalı bir menajerin, aracılık ettiği bilinmektedir. Bu menajer kiminle görüşüyor ve aracılık hizmeti için ne kadar para alıyor, bunun kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin parasıdır ve Türk Milleti’nin bilmesi gerekir. Gençlik ve Spor Bakanlığı, menajerlerin kapısını aşındırdığı kurum haline gelmemelidir. Bu menajerin süreci kiminle yönettiği, kiminle irtibatta olduğu ve aralarındaki ilişkinin içeriği, kamuoyuyla şeffaf olarak paylaşılmalıdır.
Gelelim sporculara… Bu sporcular elbette, babasının hayrına Türkiye Cumhuriyeti için yarışmayacaklar. Sporcuların kabul ettiği teklif, her sporcu başına 500 bin dolar imza parası, düzenli maaş, ve şampiyonalarda derece yaparlarsa, şampiyonanın önemine göre, imza parası gibi bol sıfırlı dolar cinsinden rakamlar…
Spor Bakanlığı’nda ve Federasyonlarda görev yapmış biri olarak, bütçe kaleminde bu şekilde bir harcama kaleminin olmadığını biliyorum. Peki, bu paralar nereden karşılanacaktır? Bu sporculara bu ödemeler, hangi yönetmeliğe ve hangi kanuna göre ödenecektir?
Kendini inkâr eden Atletizm Federasyon Başkanlığından, konu ile herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Kaldı ki üç adım atlama ve uzun atlama branşında da buna benzer devşirmelerin olacağı da kulislerde konuşulmaktadır. Spor federasyonları, sporcu devşirerek yönetilmez. Yıllarca ülkemiz için mücadele eden sporcuların, antrenörlerin gözüne bakamazsınız. Türk sporcusunu, Türk antrenörünü, Türk evladını yok saymak, kimsenin haddine değildir.
Ülke ekonomik olarak zor günler geçerken; emekli, işçi, memur yoksulluğun pençesinde kıvranırken, iki tane sporcuya bu kadar para ödemek, akıl tutulmasıdır. Bu sporculara ödenecek para ile binlerce Türk evladına yatırım yapılabilir. Bir spor dalı yeniden inşa edilebilir. Ancak buradan anlaşılıyor ki sizlerin derdi, Türk sporcusuna ve antrenörüne yatırım yapmak değil, geçici başarılarla koltuklarınızı koruma sevdasıdır.
Mevcut durumda tasarruf tedbirleri öne sürülerek, ülke ekonomisi bahane edilerek, Türk sporcusuna kamplar sınırlı tutulmakta, yurt dışı kampları yapılamamakta, özel yarışmalara gönderilememekte, sporcularımızın dünyaya entegrasyonu sağlanamamaktadır. Antreörlerin gelişimleri için kaynak sağlanmamaktadır. Alt yapıdaki sporcular, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki SEM (Sporcu Eğitim Merkezi), TOHM (Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi) ve Olimpik Kadro Projelerinden faydalanmamaya başlamıştır. Maaş ödemeleri 4 aydır yapılmazken, herhangi bir açıklama da yapılmamaktadır. Devşirme süreci; Türk evladını derinden yaralamıştır. Kendilerine maaşları dahi ödenmezken, böyle uçuk rakamların konuşulması, ülke kaynaklarının ne kadar doğru kullanıldığı konusunda, büyük bir soru işareti olarak, zihinlere kazınmıştır.
Bu sürecin ayrıntıları, şeffaf olarak kamuoyuyla paylaşılmalı ve özellikle sporculara ödenecek paranın kaynağı açıklanmalıdır. Kamuoyu aydınlatılmalıdır.
Lütfen bu açıklamaları yaparken, Türk sporcusunu, Türk antrenörünü karşınıza alıp; gözlerinin içine bakarak yapın.
Yoksa bu yöntemlerle yarıştıracak, sporcu da antrenör de bulamazsınız.