Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Olimpiyatlar, asbaplar ve ahbaplar…

Olimpiyatlar, asbaplar ve ahbaplar…

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

26 Temmuz’da tartışmalı bir açılışın ardından, Paris 2024 Olimpiyatları 11 Ağustos günü, kapanış töreniyle sona erdi. Sizler için neredeyse tamamını takip etmeye çalıştım. Aslında bu spor adına, spor kültürünün gelişmesi adına, kendime vermiş olduğum bir görevdi. Spora bir anlamda hizmet diyelim.

Yazının başında, tartışmalı açılıştan bahsetmiştim. İlk defa bir yaz olimpiyatı, stadyumun dışına çıktı. Daha önce tüm modern olimpiyatlar, stadyum içinde yapıldı. Bu daha sonra yapılacak olan olimpiyatlara yansır mı bilemem… Ama ben bu konuda daha tutucu ve gelenekçi olduğumu söyleyebilirim. Evet, olimpiyatlar stadyumda yapılmalı. Zaten açılış günü, yağmurun yağması da bunun ne kadar yersiz olduğunu ortaya koymuştur. Açılışa gelen binlerce seyirciden bazıları dönmek istemesine rağmen, buna izin verilmedi. Ayrıca açılışa katılan sporcuların, sağlık açısından riske edilmesi de başarılarına gölge düşürecek cinstendi.

Açılışa büyük bir emek harcandığı muhakkak… Açılıştaki mizansenler, her ne kadar atıflarla dolu olsa da şoven imgelemeleri, olimpizm ruhunun tam da aksini yansıtmıştır. Bu diğer ulusları rahatsız edici boyutta olmamalıydı.

Açılışta, Sen Nehri’ndan geçiş sırasında, bir şey dikkatinizi çekti mi bilmem. Ülke bayraklarına dikkat ettiniz mi? Ülkelerin tanıtımı yapılırken, ülkelerin birçoğu, yeni bağımsızlıklarını kazanmış, ya da hala ülke bayraklarında Amerikan ve İngiliz bayraklarının sembolleri vardı. Emperyalizm, ne kadar da sömürmüş ve sömürmeye devam ediyor. O zaman, Olimpizm ya da olimpik ruh felsefesi, sömürünün üstünü örten bir tiyatro mu? Barıştan, özgürlükten ve kardeşlikten ne kadar söz edilebilir?

Ayrıca Filistin işgal altında iken, her gün çocuklar ölürken, Ortadoğu kan gölüyken, Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, buna hiç değinilmemesi, en azından barışa davet edilmesi, insani bir görev, olimpizm ruhuna hizmet etmek değil midir? Bunların hiç biri yapılmadı. Olimpizm ruhu hep havada dolaştı. Aramıza karışmadı. Karışacak gibi de durmuyor.

Olimpiyatlar ülkelere verilmez. Şehre verilir. Her olimpiyat da verilen şehir ismiyle anılır. Ve o şehirde yapılır. Ona göre de hazırlıkları yapılır. Tarihi geçmişine bakıldığında da bu açıkça görülebilir. 2024 Olimpiyatları da Paris şehrine verilmiştir. Ancak Paris Olimpiyatları, bazı kategori ve spor dalları, farklı farklı şehirlerde yapılmıştır. Bu Olimpiyat, Paris’e verilirken, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin, bunu hatırlatması gerekirdi.

Olimpiyat köyünde farklı bir atmosfer olur. Oranın havası başkadır. Olimpiyat yaşamış ve şampiyon olmuş, bir spor adamı olarak söyleyebilirim ki; motivasyonu bile farklı olur. Farklı şehirlerde konaklayan sporcuların, bu durum, motivasyonunu düşürmüş olabilir mi? Ülkelerin buna itirazı olmamış mıdır? Kaldı ki, buna rağmen, Paris yetersiz kalmıştır. Sporcular aşırı sıcaktan ve soğutma sistemlerinin yetersiz oluşundan dolayı, parklarda ve dışarda sabahlamak zorunda kalmışlardır.

Bir de Sen Nehri var tabi… Nehrin kirliliği ayyuka çıkmıştır. Her ne kadar temizledik dense de, sporcuların rahatsızlanarak ve bakteri kaynaklı hastalanmaları, hastane raporlarında çoktan yerini almıştır. Yani diyeceğim o ki, açılıştaki şoven imgelemeler, kirliliğin üzerini örtmemiştir.

Gelelim can verilesi, hayal kırıklıklar ülkesi haline gelmiş, ülkemize…

Açılıştan hemen sonra, tartışmaların odağı, kıyafetlerimiz oldu. Bildiğiniz üzere, sporcularımızı Vakko giyim firması giydirdi. Yahudi kökenli, Vitali Hakko’nun kendi adıyla kurduğu ve daha sonra Vakko ismini alan firma…

Şimdi sorarım size… Göğsünde ay yıldızımız yerine, Davut Yıldızı olsa, bu kıyafetler İsrailli sporcuların üzerinde daha şık durabilir miydi? Ya da abes kaçar mı? Şimdi şeytanın avukatlığını yaparak soruyorum;

Acaba bu kıyafetlerin Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve tüm Türkiye’nin İsrail karşıtlığı ve Filistin’in yanında olması ile bir ilgisi var mı? Bir içten içe, pis pis gülüş söz konusu mu? Bahçenin arkasında, çapalanmayan yerlere baksak mı, yoksa kendi haline mi bıraksak… Takdir sizin…

Her ne olursa olsun, bu kıyafetler bizim çocukların üzerinde hiç iyi durmadı. Bu durum, hala kimlik arayışında olduğumuzun açıkça göstergesi olmuştur. Rahmetli anam terziydi. İyi de terziydi. Vallahi de billahi de o sporcuları, “öyle kıyafet mi olur, ben kendi ellerimle onlara en güzeli dikerim, öyle salmam elin günün içine” der, gece gündüz, en güzelini dikerdi. Buna onay verenler, hangi akla hizmet ediyorlar, doğrusu bilmiyorum.

Olimpiyatlara 101 sporcu ile katıldık. Türk Spor Tarihinin gördüğü en kötü olimpiyat olarak, arşivlerde yerini aldı. Her olimpiyatta, tüm madalyaların neredeyse ¼’nün, Rusya’nın aldığı bir olimpiyatı, 3 gümüş ve 5 bronz madalya ile tamamladık. Aşağıda tarihsel madalya dağılımı verdim. İncelediğinizde ne kadar vahim durumda olduğumuzu görebilirsiniz.

Olimpiyatlarda her madalya çok önemlidir. Ama altın madalya daha önemlidir. Ülke sıralamasında, altın madalya esastır. Çünkü altın madalya kazandığınız zaman, Milli Marşınızı söyletirsiniz. Ülke tanıtımı ve propagandası için en önemli unsurdur. Maalesef, o güzel İstiklal Marşımızı söyletemeden yurda dönmek zorunda kaldık.

Daha önce de gerek yazılarımda, gerekse kıymetli arkadaşım Murat Bölükbaşı ile yaptığımız “Spor Politik” programında, sorunun yapısal olduğunu defalarca söylemiştim. Temel sorunlardan biri de her şeyi yapıyormuş gibi gözükmek… Ama ortada bir şey yok. Ürün yok. Başarıların neredeyse tamamı tesadüf… Sistemsel bir başarı ürünü yok. Dediğim gibi sorun yapısal.

Asıl tartışılması gereken konu, biz neden 101 sporcu yerine, 401 sporcu götüremedik. Ya da 3-5 madalya beklentimiz olan sporcu yerine 25-30 sporcudan madalya bekleyemedik. İşte bu beklentilerin oluşması ve gerçekleşmesi için yapısal ve sistemsel sorunların doğru bir şekilde masaya yatırılıp, çözüm getirilmesi gerekir. Sorun basit, çözümü var. Ancak bu sorunların çözülmesi için, siyasetten arındırılmış, liyakat odaklı çalışmaların yapılması gerekir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın birçok projesi var. “Yeteneğini Keşfet”, “Yetenek Taraması”, “Okullar Sporla Güzel”, “Yüzme Bilmeyen Kalmasın”, “Olimpiyat Hazırlık Merkezleri (TOHM)” vs. Bunların hepsi ismi güzel, tribüne oynayan projelerden ibaret… İçi boş… Bunca tesis yatırımının, doğru uygulanmadığı için, israf göstergesi… Görev alan eğitimcilerin, angarya gördüğü uygulamalar…

Ahbap çavuş ilişkileri ile yürütülen, spora hiç bulaşmamış, hatta hayatında hızlı yürümemiş insanların, bu alandan derhal el çektirilmesi gerekmektedir. Bu alanlara, kişilerin unvanından ziyade, ürünlerinin ne olduğuna, çıktılarının ne olduğuna bakılarak, görev verilmesi sağlanmalıdır. Yani liyakat olmalıdır.

Acilen Spor Bakanı’nın yurda dönüşte, Olimpiyatlardan sonra yapılan, Federasyon Başkanlığı seçimlerini beklemeden, birkaç federasyon dışında, hemen istifalarını istemesi gerekir. Bunca yatırımın nasıl değerlendirildiğinin bilinmesi gerekir. Bunun gerekçelerini anlatır bir basın toplantısı yaparak, kamuoyunu aydınlatması doğru olacaktır. Bu toplantıda, organizasyonun her parçası, tüm paydaşların katılması sağlanmalıdır.

Haa… Bu basın toplantısına katılacak olan paydaşların, lütfen o sporcularımıza giydirilen kıyafetleri giymenin, zorunlu olduğunu hatırlatmayı unutmayın…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. akpnin paçalrından akıyor.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!