Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Mayıs’ın 6’sı birden fazla anlamı barındırıyor bu nedenle çok özel bir gün ve olmaya devam edecek.
Engel olamayacağım biçimde geride kalan 6 Mayıs’ın düşündürdüklerini anlatmak istiyorum.
UYANAN DOĞA, YAZIN BAŞLANGICI
Doğa uyanır, tüm renkleri ile güzelliğini sunar.
İslam 1000 yıldır Türk tarihinde var; ama İslam öncesi tarihimiz 10 bin yılı aşkın bir derin zamanı içerir; bugün yaşattığımız pek çok gelenek onbinlerce yıl önceki atalarımıza aittir.
Yazın başlangıcı kabul edilen Hıdırellez onlardan bir tanesi…
Eskiler yılı genel olarak kış ve yaz olarak ikiye bölmüşler.
Kışa Kasım, yaza ise Hızır demişler.
Mayıs’ın 6’sıyla birlikte Hızır faslı başlıyor; 186 gün sürecek.
Kasım’ın 8’inde ise kış başlar ve 179 gün sürer; tabiî ki Şubatın 29 çektiği yıllarda, Kasım 180 gün oluyor.
DOĞAYA DÖNMEK, HIDIRELLEZ BAYRAMI
Günümüzde, özellikle Anadolu’da varlığını sürdüren Hıdırellez, halkın yaza “merhaba” dediği kır şenlikleridir. Mitolojiye göre, “Ab-ı Hayat” denilen, ölmezlik suyundan içen, bir zamanlar peygamber olan İlyas, bastığı yerden su fışkırtır, ortalık yemyeşil olur, bu nedenle de yeşil anlamına gelen “hızır” takma adını alır. Böylece Hızır ve İlyas yan yana gelir. Pek çok isim gibi, zaman içerisinde değişime uğrayarak “Hıdırellez”e dönüşür.
Hıdırellez, insanı yeniden canlanan doğaya çağırır, sağlık ve uğur bahşeder. O yüzden insanlar Mayıs’ın 6’sı ve haftasında kırlara gider. Doğanın tazeleyici kucaklayışını hissederler.
Ruhsal bir sağaltımdır bahar; güçlü ve umutlu hissetmemizi sağlar. Yeni bir başlangıçtır, atalarımızdan bize kalan zamanı bölümleme yeteneğidir.
Zamanı bölümleyerek hayata egemen oldu insan, yazgısını eline aldı; Ergenekon Destanı’nda olduğu gibi…
ERGENEKON’DAKİ ÖZGÜRLEŞME, ORTAKLAŞMA VE UMUT
400 yıl boyunca Ergenekon Vadisi’nde saklanan ve çoğalan Göktürkler bahar ile birlikte dağı eritip özgürlüklerine kavuşurlar. Ergenekon’daki özgürleşme, doğa ile yeniden buluşma ve yeni bir çağın başlangıcını metaforik olarak anlatır. Aynı zamanda Orta Asya Türk boylarındaki ortaklaşma, dayanışma ve eşitlikçiliği tasvir eder.
Bahar bir umuttur; güzel bir geleceğin, yaşanılası bir dünyanın umudu… yeni fikirlerin, geleceği kurmamıza dayanak olan geçmişin izidir.
6 Mayıs, Tam Bağımsız Türkiye idealimizin tarihidir. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan bu uğurda idâm edildiler. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan, solcu sağcı fark etmez, bu ülkenin benliğinde her zaman canlı kalacak.
Çünkü onlar vatana ve bir ideale adanmışlığın en rafine örneğini oluşturuyorlar.
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İDEALİ, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI
İnsan onlar gibi, inandığı değerler uğruna ölüme bir saniye bile tereddüt etmeden giderse büyük insan oluyor. Büyük insan para ile şöhretle olunmuyor.
Sabahın üçünde Ankara’da darağacına yürürken “Hadi bana eyvallah” diyen Deniz Gezmiş olunca büyük insan olunuyor.
Deniz Gezmiş ve 68 kuşağı Türkiye’nin anti emperyalist tarihinden besleniyorlardı.
Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye hedefi, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile kurulan sarsılmaz kanıtı oluşturuyor. Eylemleri Türkiye’nin ikinci Kurtuluş Savaşı’ydı.
Asıl erdem vatan için, eşitlik için yapılan mücadeledir; kişisel mutluluklar uzun boylu değildir, olamaz. Toplum için yapılanlar ise sonsuza kadar yaşar; ölümsüzlük dedikleri bundan başka bir şey değil.
Siyasal ve kişisel ikbal için yapılanlar ne erdem ile ne de vatanseverlikle bağdaştırılabilir.
Bir tarafta halkının eşitliği, vatanın bağımsızlığı doğrultusunda gözünü bir saniye bile kırpmadan canını verenler, diğer tarafta 55 bin kişinin kâtili Abdullah Öcalan’ı, ”Barış ve Terörsüz Türkiye” dedikleri -Yeni Açılımın-ın baş müzakerecisi ilân edenler.
REEL POLİTİK BLÖFLER, SINIRSIZ BAŞKANLIK PLÂNI
Lozan ve üniter devleti açıkça reddeden, geçen hafta düzenlediği basın toplantısı ile acil statü talebinde bulunan PKK ve onun Meclis’teki temsilcisi Dem, MHP liderinin Öcalan’ı başmüzakereci ve koordinatör ilân etmesinin ardından, Tunceli’de kendi partilerinden olan milletvekilinin istifa etmesi ve zorunlu olarak 3 ay içerisinde, orada yapılacak seçimde, Ekrem İmamoğlu’nun aday olup, hapisten çıkmasını sağlayacakları blöfünden geri atmış görünüyor.
Bir tarafta sınırsız başkanlık ve hükümetin devamı için ülkeyi bölmek isteyenlerle biraraya gelenler, diğer tarafta kendi bölücü amaçları için emperyalist ABD dâhil her türlü kötücül gücün piyonu olanlar.
Türkiye Cumhuriyeti bir teröristle müzakereci olarak masaya oturamaz. Öcalan bir teröristtir ve egemen devletlerde ülkeyi bölmeye çalışan, insanların ölümüne neden olanların cezası bellidir.
Yapılan operasyonlarla neredeyse bir suç örgütüne indirgenen CHP, ”Yeni Açılım” konusunda, dile getirdiğimiz gerçeği bizim kadar açık söyleyebilse, bu halk CHP’nin arkasında durur; erken seçim için, yasalar çerçevesinde, baskı kurar ve seçimi kazandırır. Fakat kurucu Parti’de bugün böyle irade bulunmuyor. Kendilerini her fırsatta satan Dem’le basit reel politik çıkarlar adına flört etmeyi tercih ediyorlar.
İNSANI VAROLUŞUNA YABANCILAŞTIRAN REKLÂM METNİ
Bir beyaz eşya markasının Anneler Günü için hazırladığı reklâmda, kadın figürünün köpeğin annesi gibi hissettiği vurgulanıyor. Aslında hissetmenin ötesinde, kurgulanıyor.
Reklâmcılık bir aldatma, manipüle etme, yalan üzerinden para kazanma ”işidir”. Ancak insanın varoluşuna yabancılaşmasının bu denli suflî biçimde işlendiği reklâmlara pek az rastlanır.
Hayvanlar, tıpkı bir yaprak, bitki gibi doğanın, hayatımızın parçasıdır. Bu konudaki korumacı yaklaşımları elbette desteklemeliyiz; fakat insanın yavrusu bir köpek olamaz.
Metaforik anlamda, atın, kedi ya da köpeğin arkadaşımız olduğunu söyleyebiliriz; ancak varoluşu neslinin devamına dayanan insanın köpeğe annelik, babalık, kardeşlik yapmasını istemek, mantıkla açıklanabilecek bir arazın çok ötesindedir. Ağır travmalar, özel sorunlar nedeni ile çocuk sahibi olamayanlar, sevgilerini bir hayvanla paylaşabilir; ama bir hayvanla, iki insanın birbiri ile kurabileceği türden bir ilişki kurulamayacağı için köpek anneliği türünden mesajlar gittikçe yalnızlaşan, toplumsal özüne yabancılaşan insanın sorununu sömürme çabasından başka bir anlama çıkmaz. İnsanı yalnızlığa iten, mahkûm eden, reklâmla ürünlerini satmaya mecbur olan kapitalizmdir. Dolayısıyla reklâm insana çare üretmez.
İnsan sosyal bir varlıktır ve bu özelliği ile topluma aittir. Toplumdan bağımsız bir insan olamaz. Çare topluma karışmaktır, eşit ve özgür bir geleceğin peşinde koşmaktır.
Ve… insanın pek çok arkadaşı, sevgilisi, köpeği, kuşu olabilir; ama bir tek anne ve babası vardır.
Geride kalan 6 Mayıs’ın bana düşündürdükleri bunlar.